8 Aralık 2013 Pazar

BİR O YANA - BİR BU YANA (VOL:34)

  • Bir insan neden ''Lerzan Mutlu fan klüp'' üyesi olur ki?
Eheheh :) Hiçbir şey olmamış gibi yazıya girince heyecanlandın değil mi?
15 günlük yokluğu boyunca yurt genelinde meydana gelen esrarengiz olaylar neticesinde bloğa yazı koyma kararı alan AmaçsızÇocukTribi 'nden merhabalar sevgili blog dostlarım.
  • Pazar akşamları banyo yapıp Bizimkiler'i izlediğimiz günler bitti ve kirlendi dünya.
  • Geçtiğimiz hafta Adnan Oktar ve kediciklerini izlerken yakaladım kendimi. Bir süre sonra anneme çok yakın bir kız arkadaşım için ''çok cici bir kızdır kendisi. ahlaklı, terbiyeli, uslu, munis...vallahi içinin güzelliği dışına yansımış, nur topu gibi bir şey olmuş maşallah.'' demeye başladım. O an gözlerim karardı. Usulca odama sığınıp yorganın altına girdim. Uzunca bir süre ne kadar saçma biri olduğumu düşündüm.
  • ''Arkadaşlara söyleyin, o ili istiyorum!'' demiş RTE. Nedendir bilinmez, benim bünyemde bir Nuri Alço havasına neden oldu bu cümle. ''Ananı sattım, seni de satacağım nihahaha''
  • Lağımcı çizmesini moda diye kadınlara kakalayanlara ne demeli peki?
  • Bence hepimiz birden aynı anda Polat Alemdar'ı parmak arası terlikle düşünebilirsek zamanda bir kırılma yaratabiliriz.
  • Asıl olay kafaya kitap koyup podyumda yürümek değil, çok taşlı bir denizden düzgün yürüyerek çıkabilmektedir.
  • ''Öndeki yolcu'' denilen canlı, uzun otobüs yolculuklarında koltuğunu 175 dereceye kadar yatırmak isteyen, bu hali ile kendini evinde hissetmeye çalışan tek yolcu izlenimini veren ve bunu yaparken de gayet başarılı olan uyuz birisidir. Bunun bir de ''Arkadaki yolcu'' versiyonu vardır ki, kendisi gerekli desteği bulduğu anda muavin&şoför ikilisine karşı en kanlı muhalefeti çıkaran, bu da yetmezmiş gibi sürekli bir şeylerden şikayet ederek insanları hayattan bezdirir... Lütfen bu iki yolcu tipinden uzak durunuz. LÜTFEN!
  • Nasıl? Keyfin düzeldi mi biraz? Çay da veriyim mi?
  • Şimdi bir ortamda iki kişi kavga edecek diyelim. Ve bu ortamda da bu iki kişiyi tanıyan, onların kavga etmesini istemeyen bir kişi var... Bu kavgayı ayırmaya çalışan o ''bir kişi'' olaya öylesine haşin bir şekilde el koyar ki, iki tarafı kendi haline bıraksa daha az hasar görürler yani. Adam bir haşin ayırıyor kavgayı böyle çeke çeke, vura kıra. Çok yanlış bir olay bu. Yapmayın!
  • Sen bir projesin. Doğumundan on dakika sonra ismini koydular. Nerden geldiğini, nasıl geldiğini, ne düşündüğünü sormadılar! İstemişlerdi ve olmuştun... Bu noktadan sonra artık sen kendi başına yaşamının kahramanı değil anne ve babanın projesi oldun. Kimse seni sen olduğun için gelip sevmedi. Zaten gören herkes gözlerini babana, dudaklarını annene benzetti. Evet, sen de bir projesin.
  • Yukarıdaki madde yüzünden lütfen moralini bozma. Ben gerçekleri yazıyorum burada.
  • Yazı bitti.

23 Kasım 2013 Cumartesi

PSİKOLOĞUMUN GİZLİ NOT DEFTERİNİ ELE GEÇİRDİM!


Merhaba sevgili blog dostlarım!
Uzun çabalarım, türlü uğraşlarım ve yaptığım çeşitli şirinlikler neticesinde ele geçirdiğim psikoloğumun not deflerini sizlerle paylaşmaktan dolayı derin bir gurur duyuyorum!
İşte o gizli defterden bir kaç ''çok önemli'' not...

1 Kasım 2013 Cuma:
Sıkılıyorum... Hem de fena halde! Senelerdir şu minicik ofiste, sözüm ona metropol insanının bencilliklerini dinleyip... Her neyse! Bugün asistanım AmaçsızÇocukTribi isimli bir kızın randevu aldığını belirtti. Elime tutuşturduğu randevu kartını diğerlerinin arasına attım ve televizyonda Müge Anlı'yı izlemeye devam ettim... Lütfen bana kızma sevgili not defteri. İnan bana her şey bir gün grip olup eve tıkılı kalmamla başladı. İlk gün ''ahahah tiplere bak ahahah'' diye izlerken, ikinci gün ''vay be! ne hayatlar var!'' ve üçüncü gün ise ''aaa kesin katil bu! kesin bu! tipinde meymenet yok!'' derken yakaladım kendimi. :(

8 Kasım 2013 Cuma:
Bugün AmaçsızÇocukTribi ile ilk seansımızı gerçekleştirdik. Kapıdan içeri girerken Tv'de gene Müge Anlı açıktı. Kısa bir an utandım. Fakat onun gözünden kaçmamış olacak ki, ''magazinciyken yerli Sherlock Holmes oluvermesi ne kadar da ironik değil mi?'' diye sordu. Daha sonra da Türk toplum yapısı hakkında uzun bir söylev verdi. Terapinin sonuna kadar da bu çizgide durmadan konuşmaya, arada espriler ve şirinlikler yapmaya devam etti. Galiba büyük bir ruh hastasıyla karşı karşıyayım... :(

12 Kasım 2013 Salı :
AmaçsızÇocukTribi bugün randevu almadan geldi. Neyse ki o saatte boştum ve seansa kabul edebildim. Odaya girer girmez ilk olarak bir önceki seansta çok konuştuğunu, benim hatırımı sormayı ihmal ettiğini ve şimdi de beni dinlemek istediğini söyledi. Şaşırdım. Daha önce böyle bir istekle gelen birine hiç rastlamamıştım. Fakat profesyonel duruşumu bozmayarak -Freud ekolüne inanan bir psikolog olarak- ona cinsel hayatını sordum. Fakat soruma cevap vermek yerine, Arka Sokaklar dizisinin halen nasıl devam edebildiğine anlam veremediğinden, eğer bu sezon da bitmezse dizi setini basıp kendi elleriyle bu saçmalığa bir son vereceğini gayet vahşi bir şekilde anlatmaya başladı. ''Hastaların mahremiyetini koruma'' kuralı yüzünden bu kanlı eylemini bana rahatlıkla anlatabildiğini de ekledi. ''Peki ya mahkeme?'' diye soracak oldum. Mahkemede hakime yengeç dansı yapacağını, bu başarılı performansı gören mahkemenin ise onu mutlak suretle serbest bırakacağını söyledi. Ya geleceğin Adolf Hitler'i var karşımda, ya da çılgının tekine bulaşmış vaziyetteyim.

18 Kasım 2013 Pazartesi:
Şimdiye kadar hiç bir soruma doyurucu cevaplar almayı başaramadığım AmaçsızÇocukTribi ile yeni bir randevu günü... Bu sefer azmettim, çocukluğundan bahsedelim dedim. ''Elbette efendim, bendeniz çocukluğunu ulu ağaçların olduğu kocaman bir bahçede geçirmiş, sinek ilacı sıkan kamyonun peşinden koşmuş, sümüklü böcek avlarına katılmış, parmağını zımbalamaktan ziyadesiyle keyif almış biriyim. Fakat söyler misiniz acaba, kocaman kocaman böcekleri yakalayıp sonra da onları çarmıha germek suretiyle ameliyatlar yapmam neticesinde kötü biri mi sayılırım ben?'' diye sordu. Daha sonra da cevabımı beklemeden mahallede karıştığı kavgalardan, yediği çikolatalı pudinglerden, Susam Sokağı'ndan bahsetmeye devam etti... Bu kızla başım dertte! Ne yapsam ki?

20 Kasım 2013 Çarşamba:
Profesyonel meslek hayatım boyunca yeterli derecede deliyle cebelleşmişliğim var ama bu derece bir şizofrenle ilk kez karşılaşıyorum sevgili not defteri. AmaçsızÇocukTribi bugün bana uzun bir mail yazmış. Modunun pek bir düşük olduğunu, bu haliyle gelirse canımı sıkabileceğini, dahası beni de çekemeyeceğini yazıvermiş. Yazısının altına da gece gördüğü bir rüyayı eklemiş... ''Sevgili doktor. İnanın bana Bing Band teorisi, kuantum fiziği birer yalandan ibaret. Hiç kimse bana arı ağırlık birimi ile şişman sayılabilecek şişko bi' eşek arısının o ufacık kanatlarıyla uçabildiğinden bahsetmeye kalkışmasın! Bence fizik, sıradışı gibi görünüp sıradanlaşan bir bilimden ibaret. Çünkü rüyamda minik bir palyaço balığıydım ve büyümem beklenmeden afiyetle yeniliyordum...'' Artık anladım ki AmaçsızÇocukTribi 'ni tedavi etmeye çalışmak, Adolf Hitler'i hümanist yapmaya çalışmak kadar zor. Hatta Hannibal'ı vejetaryen yapmaya çalışmak gibi de diyebilirim... Fakat esasen iyi kız, tanısan sen de severdin sevgili not defteri...


17 Kasım 2013 Pazar

BİR O YANA - BİR BU YANA (VOL:33)

Merhaba bloğumu kızlı erkekli okuyan neşeli kalabalık!
  • Kitap ayraçlarıyla ciddi problemleri olan bir insanım. Hayır yani yok da değil, sadece ben kitaplarımın arasına sakız veya şekerleme tarzı şeyler tıkıştırmaktan hoşlanıyorum.
  • Yeni bir film izlediğimde normal hayatıma adapte olmakta zorlanıyorum. Mesela ben Fight Club'da takılı kalmıştım geçen gün. Sonra otobüste kavga çıkardım falan.
  • Şu dünyada beni deli eden bir şey varsa o da kesinlikle duvara yapıştırdığım bir şeyin yere düşmesidir! Düşme ihtimali bile beni o kadar çok geriyor ki, bak valla ellerim titriyor yazarken!
  • Akıllı telefon aldığını zannedip üçlü prizlerin yanında kamp kurmaya alışmış insanlar diye bir parti kursam eminim ki yerel seçimlerde iktidara gelirim.
  • ''Ten beyaz, saç kızıl güller, kahkahasında bülbüller'' diyor şarkıda; ama klipte oynayan kızın saçlar esmer, asık suratlı falan... İşte hayat bazen tam da böyle bir şey. İstediğin olmuyor yani. (merhaba ben aforizma yazmaya çalıştıkça saçmalayan blogger)
  • ''Lan madem bunlar kızlı erkekli aynı evde kalıyorlardı, biz neden açık öğretim okuduk he canına yandığım?!'' -Bir Açık Öğretim Mağduru-
  • + Telefonu kapalı! -Aa? Dur o zaman bir de ben arıyım! (o da ulaşamadı)
  • ''Şu üç günlük dünya'' diye tribe girdiğimiz yeri 4.5 milyardır kullanıyoruz. Dünya'nın yerine olsam, ''Plüton'dan kızım gelicek'' diyerek palavradan hepimizi çıkarırdım valla!
  • Bu madde sadece O'na özel...
Erotik bir şiir yazalım seninle.
Kelimeler birbirine karışsın,
Bütün olsun cümleler.
Sen ve beni ayıracak dilbilgisi kuralı kalmasın... OLUR MU?
  • Yazı bitti.

9 Kasım 2013 Cumartesi

SÜPER KAHRAMAN OLMUŞSAM DEMEK Kİ...

Merhaba.
Buraya gelirken takip edilmediğinden emin misin?
Öyleyse başlıyorum...
(öhöm)
Şimdiye kadar kah güldünüz, kah gülerken neden düşünemediğinize şaşırıp kaldınız... Çünkü burası TRT değil ve "gülerken eğlenmiyorduk, eğlenirken gülmüyorduk" gibi bir durumunuz olamaz.
(DİKKAT! GİZLİ ÖZNE: EGO PATLAMASI)
Her neyse...
Peki bu blog sahibesinin gerçekte bir süper kahraman olduğundan haberiniz var mıydı?
Yoktu değil mi?..
Yoktu...
Evet! Evet, ben! Ben! BEN YAŞAR US... (gerçekten pardon. sadece bu repliği hep kullanmak istemişimdir.)
(başa sarıyorum...)
Evet! Evet, ben! Ben! BEN AMAÇSIZ ÇOCUK TRİBİ! BİR SÜPER KAHRAMANIM!
Nasıl mı? İşte şöyle...
  • Öncelikle bilmelisiniz ki radyoaktif bir kazaya uğrayıp mutasyon falan geçirmedim! İç çamaşırımı elbette taytımın üzerine giymiyorum. Ve asla bileklerimden örümcek ağları fırlatmıyorum. Koşarak üstümü değiştirmek gibi bir yeteneğim de yok mesela. Ayrıca henüz hiçbir kahramanlığım gazete manşetlerinde yer almış da değil. Yani tamamen gizlenmiş durumdayım...
  • Bana metroda, bir belediye otobüsünde, hınca hınç dolu bir minibüsün içinde rastlayabilirsin... Hani şu kulağında kulaklığıyla ayakta dikilen, yaşlı teyze ve amcalara yer veren, kendi kendini eğlendirmekten zevk aldığı için arada bir gülümseyen kız... Eminim beni tanıyorsundur.
  • Ağlayarak yolda yürüyen kızın yanına yanaşıp çantasından mendil çıkarıp veren, ''sana zaman en iyi ilaçtır diyemem. zaman daha çok bir tahrişe benzer. o yüzden üzerinden vakit geçtiğinde o yarayı fazla kaşımamaya bak, yoksa tahriş olur'' deyip uzaklaşan, ve uzaklaşırken de kulaklığından yükselen müziğin sesini biraz daha açan kız benim.
  • Asla dakik olmayı başaramadığım için uzadıkça uzayan dostluklara sahip olan da benim. Aynı yerlerde ''uzak'' olsalar bile ''sen yerini söyle hemen geliyorum'' diyen kişi benim.
  • ''Dünya'yı yakalım mı? Plütona taşınırız.'' diye romantik hayaller kuran benim. İlla mum ışığında modern kent masalları mı anlatmak gerekiyor sevdiceğim? :)
  • Facebook duvarına ''Melekler günahını bana yazsın olur mu?'' diye yazan 14 yaşındaki kız çocuğuna hitaben, ''büyük sorumluluk doğrusu. bunu ben bile düşünememiştim.'' yazan delişmen de benim.
  • Bir gram bile deli olmayan sıkıcı insanları onların deyimiyle ''ayartmak'' suretiyle nefes almalarını sağlayan kişi benim.
  • Düştüğünde ''acımadı ki'' diyen çocuk benim...
İşte böyle sevgili blog.
SIĞINAK TALEP EDİYORUM! BİR KİŞİLİK YER AÇIN LÜTFEN!

DİP NOT: ''Baaddin'' adıyla ortalıkta dolaşan sevimsiz karaktere tokat atacağı günü bekleyen benim! :)

23 Ekim 2013 Çarşamba

BİR O YANA - BİR BU YANA (VOL:32)

Şşş bak bakayım yüzüme? Ağladın mı yoksa? Alt tarafı 17 gündür yoktum ortalıkta. Hiç bu yüzden ağlanır mı? Atlayıp da geldim he-man...
  • İlk buluşmalarda ilişkinin seyrini belirleyen bazı nesneler vardır.
1- araba anahtarı : en aşağı toyota olmalı. araba modeli yükseldikte ipler daha fazla erkeğin elinde olacaktır.

2- cüzdan : siyah deri ve kare şeklinde olmalıdır. içi az dolu olmalı. para dışında bir şey bulunmamalı.

3- telefon : beyaz olacak. illaki beyaz şart. çok seçenek yok zaten. ya samsung s4 serisi veya iphone 5 olmalı.
  • Bazı gerçekler photoshop ile düzeltilemeyecek kadar çirkin...
  • Eğer bir gün yaşlanırsam ve yüzümdeki kırışıklıklara hürmeten bana aşkı soran bir torunum olursa diye aşkı her gün yeniden tanımlıyorum...
  • Foklar çok yalnız :(
  • Eğer yukarıdaki cümleyi okuduğunda için titremediyse usulca kapıyı kapat!
  • Dolaptaki dondurma kutusundan biber dolması çıkınca üzülmeyi bıraktıysan büyümüşsün demektir.
  • ...Çünkü artık ''Leyla ile Mecnun'' yok; ''Ben de Özledim'' var.
  • Fotoğraf makinesiyle martı, vapur, sokak kedisi veya kahvede oturan düşünceli yaşlı amca pozları çeken kişi gördüğümde Şener Şen koşuşuyla ortamdan uzaklaşıyorum.
  • 1 puanla takdiri kaçıran çocuklar 1 birayla cenneti de kaçırır mı acaba? Kafamdaki en büyük soru işareti bu.
  • Bir anne aynı zamanda birçok şeydir. En çok da psikoloğumuzdur...
  • ''Şort giyen kızlar için kilo sınırlaması konulmalı'' diye dalga geçenlerden konuşmaları için zeka seviyesi sınırı konulmalı bence.
  • -spoiler- Hepimiz ölücez -spoiler-
  • Canlı canlı kıyma makinesine atılan inek videosunu izleyip 3 gün sonra mc donalds'a giden, ama Kurban bayramına karşı olan tatlişler burada değil dimi?
  • Yazı bitti.

5 Ekim 2013 Cumartesi

BİR O YANA - BİR BU YANA (VOL:31)

Gel gel burası çok güzel, önce komik gelmiyor ama sonra alışıyorsun.
  • Cumartesi akşamı evde oturmak varken insan neden dışarı çıkmak ister? Hayır yani illa bir atraksiyon arıyorsan otur bir elma ye.
  • İlkokuldayken sınıfta bir arkadaşımız hastalanıp eve gideceği zaman topluca ''geeeeçççmiiiiişşş olsuuuuunn'' derdik. Lisede ise durum çok değişti... ''Numara yapıyo hocam! Bakın görün gene kaynattı dersi numaracı!''
  • Gaz kaçağını çakmak yakarak kontrol eden tek ülke biz olmalıyız.
  • Leyla ile Mecnun dizisinde Yedek Kamil ve Altyazılı Leyla arasında geçen şu diyalog hala aklımda:
leyla: (altyazı tabii) ben güzel değil miyim?
kamil: yok leyla. sen çok güzelsin ama ben yedeğim. yedek kamilim ben... hep yedeğim.
*Mecnun olmak için ''leyla gelse de leyla'yı istememek gerekir'' derler aslında... Yedek Kamil meğer Mecnun olmuş da, haberimiz yokmuş...
  • Alt tarafı 5 Ekimsin sen... Bu kadar soğuk olma cesaretini nereden alıyorsun acaba?
  • ''Büyük seçim ister misiniz?'' diye soran fast-food kasiyerinin dramını filme çeksem, Nuri Bilge Ceylan'ı ezer geçerim!
  • ''Çek pas'' diye bir alet icat edilmiş. Böyle pas pasın çekilerek yapılan versiyonu. Aklıma hemen İ-Phone 4 / 4S durumu geldi. Haksız mıyım?
  • Sahte okeyi samimi bulmuyorum. Böyle bir sinsilik, ne bileyim bir adamsendecilik var gibi. O yüzden okey oynarken eğer elime sahte okey geçerse mutlaka atıyorum.
  • Ne zaman bir müdür, efendime söyliyeyim bir şirket sahibi görsem bu insanların espri kabiliyetleri sıfırın altında falan oluyor. Çünkü bu insanların altında çalışan kişiler, bunların yaptığı her iğrenç espriye yalancıktan gülüyor ve bu adamlar da iyi espri yaptıklarını zannediyorlar.
  • Küçükken her dua edişimde Allaha ''eğer beni seviyorsan bu duayı kabul edersin'' derdim.
Oh ne güzel ya, buldunuz beleş yazıyı okuyun tabii. Biriniz de soruyor mu acaba bu Amaçsız ne durumda diye? Acaba paraya ihtiyacı var mıdır? Bu blog yazısı yazma ve yayınlama olayında ne paralar dönüyor hiç biliyor musunuz? Bu bloğun aylık gideri nedir diye soruyor musunuz? Bu dükkan nasıl dönüyor acaba he? Ama yok! Okuyup geçiyorsunuz işte! Lütfen bundan sonra blogdan çıkmadan önce üç beş bir şey bırakın da öyle gi.... asdafsdag =) ŞAKA ŞAKA :) En fazla elektrik masrafı oluyordur, onu da annem babam ödüyor işte bebişler. Ama bir yandan da acaba yakında hesap numaramı yayınlasam mı diye de düşünmüyor değilim... Nası fikir?



1 Ekim 2013 Salı

BİR NESLİN ÇILGIN BEDİŞ İLE İMTİHANI

97 - 98 yılları arasında, zamanın ''aboneyim abone'' sinin bir nesli telef ettiği, beyin hücrelerinde elektrik iletilmeme sorununa neden olduğu bu diziyi hala hatırlayan var mı?
Azıcık fingirdek, belki de potansiyel kaşar, salak kızların idolü olarak sürüsüyle ''çılgın bediş'' türemesine neden olan, hatta "çılgın bediş ben olucam, haayır ben olucam" bazlı kavgaların çıkmasına sebep vermiş ebleh bir diziydi ''Çılgın Bediş''...
(Hala hatırlamamış olanlar için not: annesi, babası ve en az kendi kadar çılgın dedesiyle yaşayan, sevimli (!) arkadaşları ile ilişkilerini ve aşık olduğu platonik aşkı Oktayı anlatan bir çeşit gençlik dizisi...)
İşte gelmiş geçmiş en kötü Türk dizisinden akılda kalan bir kaç küçük şey:
  • Bu kızın yürüyen Supradyn kılıklı dedesi kalp krizi geçirip yoğun bakıma yatırılırdı. Daha sonra iyileşir iyileşmez de hastane koridorunda macerena dansı yapılırdı...
  • Çılgın Bediş aşık olduğu Oktayla alakalı sürekli fantaziler düşlerdi. Bu fantazilerde ormanda tavşan olmak, pamuk prenses olup yakışıklı prens (oktay) tarafından öpülmek suretiyle kurtarılmak gibi şeyler olurdu.
  • Çılgın Bediş ve arkadaşlar gündüz vakti discoya gidip çılgınlar gibi timsah yürüyüşü yaparlardı.
  • Çılgın Bediş sevinince ''he yo he yo'' diyerekten işret parmağıyla garip hareketler yapardı.
  • Ne zaman ''ya ya ye kokocombo yayyayayyyeee'' duysam (yuh bana!) Oktay gelir aklıma. Sonra onun jöleli saçları gelir gözümün önüne ve sonra bunları hatırlıyorum diye kendime kızarım.
  • Ayrıca tikilik müessesinin ülkemizdeki ilk tohumlarını bu dizi atmıştır. "oleeeeeeeeey" , "yuppiiiii" , "ay gerçekten miiiiiiiiiie" tarzı replikler bu diziyle ortaya çıkmıştır.
Şimdi ufak bir kaç tespit:
  • Bu dizinin yayınlandığı dönemde 7-15 yaş aralığında olan ve bu diziyi izlememiş bir ergen kız çocuğu bulunmamaktaydı.
  • Bu diziyi izleyenler ortaokulda "çılgın bediş'im yok başka işim" diye gruplar halinde takılırlardı. Sevininde ''hey yo he yo'' yaparlardı. Ayrıca bu şarkıyı o zamanlar söyleyenler hala bu şarkıyı hatırlıyor...
  • Yonca Evcimik'in 18 yaşında olmadığı gerçeğiyle tanışan kızlarımızın büyük bölümü o travmayla uzun yıllar yaşadı.
  • Bu diziyi zamanında izleyenler "ahaha, nasıl izlerdim ben bunu yeaa" diye kendine gülüyor, kendisiyle dalga geçiyor ve geçmişi yad ediyor. Aslında hiçbiri izlediği için pişman değil. Çünkü küçük olduğumuz kadar da aptaldık, ve o günleri hala gülümseyerek hatırlamak süper bir şey.



21 Eylül 2013 Cumartesi

BİR O YANA - BİR BU YANA (VOL:30)

KARO
  • Kral Arthur'un bazen yanlış yaptığını düşünmeden edemiyorum...
Kral Arthur: Bize yuvarlak diyenleri yaşatacak mıyız?
Yuvarlak Masa Şövalyeleri: Hayııııııııırrr!
Kral Arthur: Bu uğurda kılıçlarımızı sallayacak mıyız?
Yuvarlak Masa Şövalyeleri: Eveeeeeet!
Kral Arthur: Onlara günlerini gösterecek miyiz?
Yuvarlak Masa Şövalyeleri: Eveeeeeet!
Kral Arthur: Öyleyse herkes yuvarlak masaya geçsin!
Yuvarlak Masa Şövalyeleri: Hoppallaaaa! Arthur zaten olay ordan çıkmamış mıydı? Sen erdem ve eşitlik ayağına bizi dile düşürdün farkında mısın?
Kral Arthur: Hani birimiz hepimiz, hepimiz de birimiz içindi? Hani...
  • Çarpışan arabaya binip de çarpışmamaya çalışan tek millet biziz sanırım. Bunun bir de çarpıştıktan sonra intikam almak için diğer arabayı sıkıştırma durumu vardır ki, her hatırladığımda ayrı hüzünlenirim.
  • Uyanınca yatağında Malazgirt meydan savaşı, veya ne bileyim 3.dünya savaşı çıktığına şahit olan tek kişi ben olamam. Biliyorum siz de öylesiniz. Saklamayın.
  • ''Her sabah çarşafın altında uyanan, ve oraya nasıl girdiğini hatırlamayanlar'' topluluğu olarak bence çok tatlıyız.
  • Hani bazen nezle olursun ama tam olmamış gibisindir... Böyle zamanlarda nezlenin tüm yükünü genzinde oluşan o hafif yanma çeker mesela. Ne kadar hüzünlü değil mi?
  • Telefonun zil sesini Ankara'nın Bağları yapan insanlara şunu hatırlatmak isterim: Sessizlik bazen en güzel ''ses'' halini alabiliyor. Veya titreşim de fena fikir değil. Bunu lütfen biraz düşünün.
  • Filmlerde anne babası tatile çıkan ergenler evlerinde çılgın partiler verir. Biz ise korkudan tüm gece evde birileri varmış gibi konuşmaya başlarız.
  • ''Türklerde iş yok. Yabancılar süper şarkılar yapıyor yeaaaa'' diyen kişi, emin ol ki sen yanlış şarkıları dinlemekte ısrar ediyorsun.
  • Hayat şartları küfürsüz bir yaşam için hiç de elverişli değil.
  • Yazı bitti.

15 Eylül 2013 Pazar

KIRMIZI BAŞLIKLI KIZIN GERÇEK YÜZÜ...

Gerçek Adı: Bilinmiyor.
Kod Adı: Kırmızı Başlıklı Kız
Fiziki Özellikleri: Masum, temiz yüzlü. Al yanaklı. Kırmızı başlıklı. Kolundan sepetini eksik etmez.
Suçu: Ormanda bulunan avcıyla bir olarak kurdun karnını yarıp taşla doldurmak.

Merhaba konsül üyeleri. Gördüğünüz gibi Kırmızı Başlıklı Kız kod adlı dişisel canlının suçu ninesini vahşi doğası gereği yiyen kurdu adalete teslim etmek yerine, ormanda yaşayan avcıyla bir olup zavallı kurdun karnını yarıp içini taşla doldurmak suretiyle sadist işkencelere tabii tutmaktır...
Söyler misiniz acaba, genç bir kızın o saatte ormanda işi ne olabilir? Bir kız neden sürekli kırmızı başlık takar? Tanınmaktan mı korkar? Yoksa... Yakalanmaktan mı?
Kırmızı Başlıklı Hanım bize bu soruların cevabını veremiyor işte! Çünkü kendisi koca bir yalancıdır! Gerçek ayrıntıda gizlidir dostlarım! Bakınız! Bu masum görünüşlü hanım, nineme yemek götürüyorum ayağına yatarak ormanda avcıyla gizli gizli buluşup aşk yaşamaktadır! Bu yasak aşka ormandaki evinin penceresinden şahit olan zavallı nine ise, bu ahlaksız çift tarafından hunharca katledilmiştir! Daha sonra ormanda yaşayan kurda zorla bayat nine eti yediren bu cani çift, suçu kurdun üstüne atarak ilahi adaletten kaçacaklarını sanmışlardır!
Görüyorsunuz ki merhum kurt tamamen suçsuz bir kurbandır!
Şimdi sözü yüce adalete bırakıyorum...

+ Öhöm... Yaz kızım! Türk Ceza Kanununun Masal Kahramanları ve Onların Gerçek Yüzleri maddesinin bilmem kaçıncı komik olmayan fıkrası gereğince  Kırmızı Başlıklı bayanın ve avcının ömür boyu hapsine karar verilmiştir! Ayrıca masum kurdun otopsiyle karnındaki taşların çıkarılmasına ve defnedilmesine karar verilmiştir!

11 Eylül 2013 Çarşamba

ZEBERCET...

Merhaba dünyaya sığamadıkları için edebiyata sığınan bilinçli kalabalık.
Yeni bir yazı dizisi bu.
ADI: ANAYASADA YERİ YOK AMA EDEBİYATI SEVİYORUZ.
Burada kitaplardan, şiirlerden, öykülerden bahsedeceğiz.
O bitmesin diye okumaya kıyamadığımız kitaplardaki unutamadığımız karakterlerden bahsedeceğiz.
Burada popüler kültür zırvalıklarına yer yok.
Ve sizi temin ederim ki, burada ÖZGÜRSÜNÜZ!
---------------------------------------------------------------
Kitabın Adı: Anayurt Oteli
Yazarı: Yusuf Atılgan

''108 sayfaya yalnızlık nasıl sığdırılır?'' sorusuna cevap niteliğinde bir roman.
''Ne ölü, ne sağ'' bir yaşamın kahramanı Zebercet. Takıntılı, saplantılı, belki biraz şizofren... Yalnızlığının içinde boğulan ve bu sırada sizi sefilliğiyle kendisine acındırmayı başaran bir karakter...
Ona acıyorsunuz çünkü;
Zebercet yalnızdır. Ne gecikmeli Ankara treniyle oteline gelen platonik aşkı -adını bile bilmediğimiz-, ne otele gelsin diye pazarlık ettiği fahişe, ne yalnızlıktan cinsel obje olarak gördüğü genç erkek, ne okşarken tahrik olduğu otelin kedisi, ne de üstündeyken her seferinde ona tepkisiz kalan otelin temizlikçi kadını...
Hiçbirisi gelmemiştir...
O hep kimsesiz ve yalnızdır.
Biraz sapıktır Zebercet...
Platonik aşkının otelde unuttuğu havluyla sevişir.
Duvarda asılı olan tablodaki kadınla sevişir hayalinde.
Ama o hep yalnızdır...
En sonunda tüm beklentilerini içinde öldürür.
Belki de ilk kez ve son kez cesaretli olur, içinden herkese ''canınız cehenneme'' der, temizlikçi kadını boğar, otelin kedisini öldürür...
Yalnız başına otele kapandığı günlerde ''neden? neyi bekliyorum ki?'' deyişi içinizi acıtır.
''Dayanılacak gibi değildi bu özgürlük'' cümlesi Zebercet'i anlatır aslında. Çünkü hayat içinde karşımıza çıkan onca olasılıktan herhangi birini hayata geçiremeyecek kadar güçsüz olmanın getirdiği varoluşsal acıyı gözlerimizin önüne serer Zebercet...
Kendi intiharına özenle hazırlanışı, en güzel elbisesini giyişi aklınıza kazınır.
Kısacası her insan kendisinden rezil bir parça bulur Zebetcet'in dünyasında...
Çünkü Zebercet yalnızlıktır aslında...



6 Eylül 2013 Cuma

BİR O YANA - BİR BU YANA (VOL:29)

  • Spartacus'un, Gannicus'un, Crixus'un, Ned Stark, Robb Stark ve hatta Bihter Ziyagil'in öldüğü bir dünyada Arka Sokaklar ekibinin Rıza Babasının hala yaşıyor olması... Zalım dünya! :(
  • ''Dizayn'' ve ''tasarım'' kelimelerini aynı cümle içinde kullanan insanları kınıyorum!
  • Ped reklamlarında oynayan kız mutluluğu diye bir şey var. Böyle çılgın danslar, kahkaha atan tipler falan var bu reklamlarda. Sanırsın ki Flash TV çekimindeyiz. Hayır yani hani sen regl sancısı çekiyordun kızım?!
  • Geyikli taytlarınız, o çirkin koyun ayağına benzeyen ugg ayakkabılarınız hazır mı? O halde ''winter is coming''.
  • ''Evim Şahane'' diye bir program var. Böyle milletin evini, odasını falan dizayn ediyorlar. Neyse işte, orada bir ''mimarımız son dokunuşlarını yapıyor'' klişesi var. Bu mimar abimiz de son dokunuşlarını hep mum yakarak tamamlıyor. Bunu görünce tabii ben mimarlığı mum yakma sanatı olarak algılıyorum. Lütfen kimse beni suçlamasın!
  • ''Yılmazı meseneden silecesin'' kızları şimdilerde ''Yılmazı skype'dan, facebook'dan, twitter'dan, tumblr'dan silecesin'' diye çemkiriyorlar. Tabii ben üzülüyorum.
  • Bazı insanlar şeffaf sütyen askılarında bulunan zevksiz boncuklar gibiler. Manasızlar. Gereksizler.
  • Sevgili Plüton, gönlümüzde halen en kral gezegen sensin.
  • Dünyada sarı çiçeğe soru soran tek ülke biziz.
  • O kadar duyarlı (!) sanatçılarımız var ki, ne tecavüzler için konuşuyorlar, ne ülkedeki kaos ortamından bahsediyorlar, ne de ölenler hakkında konuşuyorlar... Aman sen konuşma duyarlı (!) sanatçı, ekstrandan olursun!
  • Yazı bitti bebeğim.

30 Ağustos 2013 Cuma

BİR TRAVMA SEBEBİ OLARAK: ''BİR GENÇ KIZIN GİZLİ DEFTERİ SERİSİ''

Kitabın Adı: Bir Genç Kızın Gizli Defteri (10 seri)
Kitabın Yazarı: İpek Ongun

Lütfen herkes oturabilir mi? Evet...
Merhaba mutluluk çubuğu ayarındaki bloğumu okuyan şanslı kalabalık. Bugün sizlere ergenliğe giriş yıllarında okumaya zorlandığımız ''örnek genç Serra'nın hiç de gizli sayılmayan defteri'' serisinin hayatlarımızı nasıl da telef ettiğinden bahsedeceğim.

1. Kitap: Bir Genç Kızın Gizli Defteri
Örnek ergen Serra'nın kiloları ile başı derttedir. Hoşlandığı çocuğa sınıfın kaşar kızı asılmaktadır. Bu da yetmezmiş gibi Serra'nın anne-babası boşanır. Kızcağız depresyona girer.
2.Kitap: Arkadaşlar Arasında
Serra annesiyle birlikte İstanbul'a taşınır. Yeniden depresyona girer. Yeni okulunda havalı arkadaşlar edinir ancak kendisi elbette ki eziktir.
3. Kitap: Kendi Ayakları Üstünde
Serra yavaştan kilo vermeye başlar. Az buçuk havalı da olur. Kendine bir de sevgili yapar. Ancak aldatılır ve ayrılır.
4. Kitap: Adım Adım Hayata
Serra kilolarını vermiştir. Bilkent Üniversitesi'nde Turizm ve Otelcilik okumaya başlar. Bir anda popüler grubun popüler kızı olarak, sınıfın yakışıklısı Oktay'ı kapar. Ancak Oktay'ın eski sevgilisi Betül hala ex aşkına aşıktır ve onlara rahat vermez.
5. Kitap: İşte Hayat
Serra sevgilisini kapmaya çalışan Betül ile mücadele halindedir. Üniversite'nin son senesidir ve Oktay evliliğe hazır değildir. Serra ve Oktay ayrılırlar. Okul bitince Serra İstanbul'a döner. Oktay'da peşinden gelerek evlenme teklif eder ve nişanlanırlar.
6. Kitap: Şimdi Düğün Zamanı
Nişanlılık süresi uzadıkça uzar. Serra'nın nerdeyse tüm arkadaşları evlenirken bizimki hala nişanlıdır. Bu duruma dayanamayarak Oktay'ı terk eder. Babaannesinin kendisi için ayırdığı olgun avukat Özgür ile tanışır. Evlenirler.

NOT: Kitabın diğer serilerini araştırmaya gönlüm el vermedi. Ancak Google Amca'nın dediğine göre Serra'nın bir kızı olmuş. Ona da günlük hediye ederek bu lanet geleneği devam ettirmesini falan istemiş. Bana kalsa Serra'yı kötü yola düşürür, sonra da vajinismus hastalığına yakalatırdım. Ama bana soran olmadı. Serra örnek bir insan olmaya devam etti. Ben de ondan iğrenmeye devam ettim!

Şimdi bu ''eğitici'' gençlik serisinde (!) dikkatimi çeken bir kaç noktadan bahsetmek istiyorum;

Serra hiçbir şeye i-na-na-maz-dı, mütemadiyen "hayretleri şaşardı", potansiyel sevgilisiyle kayaların arasında yürürken ayağı takılıp çocuk bunun beline sarılmak zorunda kaldığında mosmor kesilir, heyecandan bir ay uyuyamazdı. Kızlar hafta sonları arkadaşlarıyla otellerin lobilerinde buluşup çay içerlerdi, bunu yaparken üstlerinde şeker pembesi ya da bebek mavisi tayyörler olurdu ve bizlerden bu duruma inanmamız beklenirdi. Kimse alkol ve tutun mamulleri tüketmezdi, kimse seks yapmazdı, öğrenci evlerinde dantelli yastık kılıfları, minik şirin temiz mutfaklar olurdu. Erkekler çok romantikti bu kitapta. Kimse ayıp teklifler yapmazdı kız arkadaşına. Mesela Serra'nın erkek arkadaşı onu eve bıraktıktan sonra sokak lambasının altında bekleyerek kıza el sallardı falan. İşte seneler böylece akıp giderken bizler az çok büyüdük, hiçbir şeyin bu kitaplardaki gibi olmadığını, olamadığını anlayacak kadar hayat deneyimine sahip olduk, o zaman zarfında İpek Ongun da bos durmadı, seriye yeni kitaplar yazıp durdu. Ancak kitaplar o kadar gerçek dışı kalmaya devam etti ki... Her ne kadar sayfaları atlaya atlaya gitsek de aralardaki i-na-na-ma-maları, aman tanrımları hiç görmezden gelemedik. Serra'nın gerçek dışı ve hiç de gizli olmayacak kadar düz mantıkla yazılmış hatıra defterine okullar tarafından maruz bırakıldık. O kitapta anlatıldığı gibi ''örnek genç'' olamadık. Olamazdık da zaten. İyi ki de olmadık. Yoksa Serra gibi benim de ''hayretlerim şaşardı'' (!)

23 Ağustos 2013 Cuma

LEYLA İLE MECNUN'UN GİDİŞİ ÜZERİNE...

9 Şubat 2011 : Leyla ile Mecnun sayesinde TRT'nin sadece saat ayarlamaya yarayan bir kanal olmadığının keşfi...
20 Ağustos 2013 : İleri demokrasi adı altında yürütülen devlet terörünün dizi kurbanı olan bir Leyla ile Mecnun... Televizyonun yeniden aptal kutusu olması.

Gezi olayları yüzünden işine son verilen gazetecilerin sayısı bugün 80'e ulaşmışken, emirlerle çalışan bir devlet kanalının Leyla ile Mecnun'u yayından kaldırması elbette sürpriz olmadı. Şahsi görüşüme göre "Abilerimiz rahatsız, böyle şey mi olur, yapmayın lan :(" anlamına gelen bu karar, TRT gibi demirbaş bir kurumun iplerle yönetildiğini alenen beyan etmesinden başka bir şey değildir.
TRT bugün aleni bir şekilde propaganda yapıyorsa, milletten yıllardır aldığı parayı geri iade etmelidir. Bunun için para ödemek artık zoruma gidiyor. Tıpkı Erdal Bakkal gibi, ''BEN TRT İZLEMİYORUM KARDEŞİM! BU YÜZDEN VERGİSİNİ DE VERMEK İSTEMİYORUM!''
Ayrıca bu dizi ki, 3 sezon boyunca neredeyse her bölümünde asla belli bir siyasi düşünceye bağlı kalmaksızın hükümetin yersiz icraatlarını mizahi bir dille eleştirmiş, halkın sempatisini kazanarak bir manada devletin gülen yüzü olmuştur. Ayrıca insanların tepkisini dile getirmeye hakkı olmaması nasıl bir zihniyettir? Evinde sessiz sakin Leyla ile Mecnun izleyen ya da herhangi bir programı izleyen, küçük şeylerden mutlu olmaya çalışan, politikayla ilgisi olmayan insanların bile tepkisini kazanmak ne derece doğrudur? Tüm bu yazılanlar İşler Güçler ve Behzat Ç. dizileri için de geçerlidir!
------------------
Leyla ile Mecnun'un gidişi üzerine daha birçok şey yazılabilir aslında... Fakat ben şimdi başka bir şeyden bahsetmek istiyorum...
  • ''Leyla ile Mecnun yoksa bir tv dizisinde Fuzuli yok demektir, Oğuz Atay yok demektir, Turgut Uyar yok demektir, Dostoyevski yok demektir, Shakespeare yok demektir. Ve daha niceleri yok demektir…
  • İsmail Abi sayesinde belki de hiç gelmeyecek bir gemiyi beklemenin ne demek olduğunu öğrendik biz. Sabretmeyi öğrendik. Umut etmeyi...
  • Pazartesi sendromu denen şeyi unutturmuştu bize Leyla ile Mecnun.
  • Kahkaha attırırken bir anda o kahkahayı boğazımıza tıkayan, gözlerimizi dolduran diziydi Leyla ile Mecnun...
  • Hırsız Yavuz, İskender Baba, Mecnun, İsmail Abi ve Erdal Bakkal sayesinde dostluğun, arkadaşlığın önemini anladık.
  • Erdal Bakkal ile değerlerimize sahip çıkmayı öğrendik.
  • Mecnun ve Yavuz ile aşka inandık.
  • Yavuz ile her kapıyı açabileceğimizi öğrendik.
  • Ak Sakallı Dede'nin sadece sayısal lotolarda işe yaramadığını öğrendik.
  • Arabeski bile bu dizi sayesinde sevdik.
  • Bir şeyi duyamayınca "nasııııl?" demeye, sevgimizi "seviyorum nası yapalım?" veya ''sende bana ait bir kalp var. onu napalım?'' diyerek ifade etmeye, şaşırınca ''senin ağzından çıkanla kulağının duyduğunun tuttuğunu bazen ben hiç görmedim.'' demeyi öğrendik.
  • Hepimiz AT olduk.
İşte böyleyken böyle be sevgili okuyucu... Gerçekten üzgünüm.
Ve son olarak... İsmail abim, bu acı geçmez, o gemi hiç gelmez ama söz, biz hep seninle bekleyeceğiz.

''Öyle deme. Öyle denmez! Gidiyorum ben deme. Gelip gelmeyeceğini de söyleme. Zaten giden bir daha geri gelmiyor, o yüzden dönüp dönmeyeceğini söyleme. Ben beklerim... Belki gelirsin bir gün... O yüzden ben gidiyorum deme. Beni nerde bulacağını biliyorsun zaten...''




18 Ağustos 2013 Pazar

BİR O YANA - BİR BU YANA (VOL:28)

Merhaba aklımın köşegeni, ruhumun poşeti okuyucularım.
  • ''Sanat için soyunabilirim ama çoraplarımı çıkarmak konusunda hassasım'' diyen kişi en samimi ve dürüst duyguların insanıdır.
  • İç ses: ''neydi bu kızın adı? neydi? neydi? Dış ses: ''aaa canım naber ya?''
  • "Seni saran kemerinden belini kıskanırım." Ben desem saplantılı psikopat aşık olurum, Gönül Akkor dediğinde ise wuhhuuuuwww.
  • Yarısı çıkmış ojelerle dışarı çıkmayı geçtim, bir de üstüne fotoğraf çekip yayınlıyorlar... Sonra ben de bir tansiyon düşmesi, bir kalp çarpıntısıdır gidiyor.
  • ''Noşçakal düşman beldenin yaban güzeli. Tekrar görüşeciğiz…''
  • Bana kalırsa kuyruğumuz olsa çok süper olurdu. Ne biliyim bi işe yarardı bence. Su şişesini koyacak yer bulamıyorum çoğu zaman ben, mesela su şişesini kuyruğumla taşıyabilirdim. Bilemiyorum kuyruğa gereken değer verilmemiş belli ki.
  • Kendimi hiç düşünmeksizin teslim edebileceğim tek şey kalın yorgandır. Fakat aynı şeyi kalın pijamalar için söyleyemem. Sevmiyorum onları.
  • Bant koparma aletini kim bulmuşsa gerçekten ben onun büyük bir insan olduğuna inanıyorum. Düşünsenize ya bant koparma aparatı olmasaydı? Ya biz bantları ağzımızla koparmaya bir ömür mahkum olsaydık?
  • Zımbayı icat eden kişiyi ise samimi bulmuyorum. Bir kere ben çocukken parmağını meraktan zımbalamış bir insanım. Rica ediyorum beni ciddiye alınız! Gülme! Bak gülme! Görüyorum ben bunların hepsini!
  • Bir televizyon dizisinde izlemekte olduğumuz sahneden sonra hani böyle sahne geçiş efekti olur ya hani, böyle bir binanın dış cephesini görürüz... İşte eğer o anda aynı sahne farklı bir diyalogda devam ediyorsa ben aşırı üzülüyorum.
  • Evde sessiz sessiz hareket etmeye çalıştığımda ille o kapı çarpar, o bardak düşer, o masa devrilir... Ev ev değil, Keops Piramidi.
  • İnan bu yazı hiç bitmesin istiyorum bebeğim :(


13 Ağustos 2013 Salı

KADIN DİLİ VE EDEBİYATI (VOL:3 - SON)

Merhaba ötem, berim, yanım, yörem, şuram, buram okuyucularım.
Kadın Dili ve Edebiyatı derslerimiz sonuncusuna gelmiş bulunuyoruz.
Evet...
ŞİMDİYE KADAR SÖYLEDİĞİM HERŞEYİ UNUTUN!!1!!BİR!!BİR!!1!!
asdafsa =) Ama bak ne olur itiraf et, bir an için ''şunu asite bastırsak da acılı acılı ölse'' düşüncesi geçti değil mi? Güzel. :) O halde başlıyorum...

Sevgili XY kromozomuna sahip, testosteron hormonu zengini okuyucularım;

Mevzuyu aslında hiç de aşka bağlamadan, bir insanın benliğini kendinizden öte bir yere koyup onun dertlerini, alışkanlıklarını, garipliklerini, huylarını bu kadar kafaya takarsanız onu anlayamazsınız. Burada aynı durum kadınlar için de geçerlidir. Anlayacağınız, mesele bir insanı anlayabilmekten ibarettir. Her kadın (aslında her insan) biraz ilgi, biraz şefkat, biraz saygı bekler. Sevilmeyi, sevildiğini bilmeyi herkes ister. Herkes güzel (veya yakışıklı) olduğunu bir başkasından duymayı, bu yolla övgü almayı ister. Aslında herkes birazcık da olsa kıskanılmayı, önemsenmeyi ister. Değeri bilinsin ister. Bunların hepsi insancıl duygulardır. Yani sizler de sevgilinizin karşısına çıkıp ''ağzından iki güzel laf duymadım be kadın!'' diyerek trip atabilirsiniz. :) (kızlar beni affedin)

Şimdiye kadar yazdıklarıma gelince, yukarıda bahsettiğim ortak duygular haricinde kadınlara has birkaç nokta var... Her kadın alışverişi sever, dedikoduyu itiraf etmese de sever. Doğasında var bu dostum. Engellemeye çalışma onu. O da, onunla birlikte sen de mutsuz olursun o zaman. Kadın sana gelip çiçek verse umurun olmaz, ama ver bakalım o çiçeği sen ona... Dibi düşer bilmiş ol. :)
Kadın denilen canlı hassastır sevgili okuyucu. Mesela sen çiçek almayı sevmiyorsun diye, veya özel günleri kutlamaktan hoşlanmıyorsun diye ondan da aynı şeyi bekleyemezsin. Tamam sen belki romantik filmleri sevmiyor olabilirsin ama o senin maç muhabbetini çekiyor? O zaman sen de katlanmayı bileceksin. Bak kadınlar da aslında sizlerin futbol merakına anlam veremiyor. Arkadaşlarınla bir araya geldiğinde değişmeni anlayamıyor. Arabaları neden önemsediğini anlamıyor. Ayrıca onlar da evde ve dışarda farklı davranışlar sergileyebilen bir canlıyı anlamakta zorlanıyorlar.

Sorun sadece biz değiliz yani. :) O yüzden eleştirmek yerine uzlaşmayı dene olur mu?
Bu arada, bir erkek sadece bir kadını anlayabilir tüm hayatı boyunca. O da aşık olduğu kadındır zaten... O yüzden hepsini değil de sadece birini anlamaya yoğunlaşırsanız gerçekten sorun kalmaz bence. :)

Yazıma son verirken büyüklerimin elle.... LAN?!






6 Ağustos 2013 Salı

BU KEZ CİDDİYİM... (VOL:3)


''Artık senin hukukun yok! Onların hukuku var!..'' diyen Behzat Ç. aslında şunu demek istemiş:

''Burjuva adaleti böyledir, gücü elinde tutana hizmet eder. İktidar öncesi hükümetlerin de kendine göre bir hukuku vardı. Burada değişen tek şey siyasetçilerin isimleri...''
Yani Yassıada mahkemesinin reisi Saim Başol'un seneler önce bağırarak söylediği ''...çünkü sizi içeri tıkan güç böyle istiyor!'' cümlesi,  o günlerde Yassıada'da iddia makamında olanların bugün Silivri'de sanık sandalyesinde oturanlar için de hala geçerliliğini koruyor...

Mikhail Bakunin demiş ki, ''hukuk iktidarın fahişesidir''...





1 Ağustos 2013 Perşembe

KADIN DİLİ VE EDEBİYATI (VOL:2)

Merhaba giriş'im, gelişme'm, sonuç'um okurlarım.
Psikoloji dalında büyük ses getiren Kadın Dili ve Edebiyatı ''başlangıç seviyesi'' nin ardından, ''anlıyorum fakat konuşamıyorum'' seviyesine geçiş yapmış bulunmaktayız.

 

''ANLIYORUM FAKAT KONUŞAMIYORUM'' SEVİYESİ

Başlangıç seviyesinden erkeklerde gözlemlenen derin suskunluk artık yerini düşe kalka kurulan cümlelere bırakmıştır. Yoğurdun bile üflenerek yendiği bu dönemde, bir önceki dönemlerden kalma acı tecrübeler ışığında düşe kalka yol almaya çalışılır.
  • DERS 1:
Kadınlar her türlü fiziksel ve kimyasal değişime farklı tepki verebilirler. Havanın nemli olmasından tutun, regl zamanlarına varana kadar değişik tepkilerden söz etmek mümkündür. Ancak erkekler için geçirilen en zorlu dönem elbette ki regl dönemidir. Adeta 1 haftalığına Nihat Doğan olmak gibi bir şeydir bu. Çünkü bu döneme giren dişisel varlığın kafası her türlü felaket senaryosunu yazabilecek kapasiteye ulaşır. Hatta bazen kendi bile şaşırır incir çekirdeğini doldurmayacak şeyleri nasıl büyütüp saptırdığına... Eh bütün bu korku filmini tek başına yaşamayı da göze alamayacağına göre, çevresindeki insanlara -en çok da sevgilisine- çemkirmeye başlar. Elde adeta şeffaf bir kırbaç, sinirden kızarmış gözler ve ''ne yapsam da kavga çıkarsam? ne yapsam da sonunda gene haklı çıkıp şeytani bir kahkaha atsam?'' diyerekten ortalıkta gezilir bu dönemde. Hiçbir şey bulamazsa ağlar, küser, bir anda sevgisi coşar, sonra yeniden ağlar... Bu sonu gelmeyecekmiş gibi görülen dönemde erkeğin tek kurtarıcı katalizörü ise çikolatadır, tatlıdır. Bir de sabır... Ya sabır...
  • DERS 2:
Unutmayın ki bir kadın aynı anda iki, hatta üç kişi bile olabilir. Anlık değişimlerden bahsetmiyorum burada. Aynı anda hem mutlu hem de mutsuz bir canlı nasıl tarif edilebilir ki? Bunu anlamak imkansız. ''E daha biraz önce gülüyordun. Ne bu surat?'' tarzı cümleler sizi tribin soğuk nefesiyle tanıştırabilir, DİKKAT!
  • DERS 3:
Şu koca dünya belli bir yörüngede döner ama kadınların yörüngesi kestirilemez. Tıpkı bir hamamböceğinin bir yöne koşturarak giderken aniden durup yön değiştirerek zıt yöne doğru koşturması gibi bir şeydir bu. Çünkü bir kadının her X sorununa karşı oluşturmuş olduğu bir Y-Z-Q... çözüm planı vardır. Adeta stratejik bir canlıdır kadın. Burada bir sonraki gün giyeceği elbiseyi ayakkabısından makyajına varana kadar geceden düşünüp tasarlayan bir canlıdan bahsediyoruz! LÜTFEN!
  • DERS 4 :
''Neden bunu yapıyorsun?" demeyeceksiniz. Çünkü dediğiniz noktada zaten anlamadığınızı ele vermiş oluyorsunuz. Bunun yerine dala dolaylı sorular sorarak durumu anlamaya çalışmalısınız. Hem böylece kadının gözünde ilgili erkek modeline rahatlıkla giriş yapmış olursunuz.
  • DERS 5:
Eğer olumsuz bir şey söyleyecekseniz önce söyleyip sonra kıvırmaya çalışmayın. Ya hiç söylemeyin, ya da söylediyseniz arkasında durun ve gelecek bilumum saldırılara göğüs gerin. Sonuçta canınız yanacak bunu unutmayın.

------------------------------------------------------------
Anlıyorum fakat konuşamıyorum seviyesi burada bitti.
Bu kurda geçemeyenler lütfen kendilerini pozitif bilimlere atasınlar. Geçmeyi başaranlar ise bir sonraki yazıyı beklesinler...


27 Temmuz 2013 Cumartesi

KADIN DİLİ VE EDEBİYATI

Burada yalnızız değil mi?
Şimdi bloğumu okuyan XY kromozomuna sahip, testosteron hormonu üreten canlılar ön sıralara gelsin... Burada hayati bilgiler vereceğim! Ve asla tekrarı olmayacak!
Evet başlıyorum!..

Merhaba yüreğimin balta girmemiş ormanlarında safari yapan bloğumun okuyucuları.
Adem ile Havva tam olarak ne zaman yaratıldı bilemiyorum ama şundan eminim ki Kadın Dili Ve Edebiyatı insanlık tarihi kadar eski bir olgu.  Rivayete göre bu dili öğrenmeyi başaran erkeğe cennetin kapıları damsız bir şekilde açılacak ve nirvanaya da canı istediği gibi ulaşabilecek. Fakat tarihi kaynaklara bakıldığında görüyoruz ki, zamanın tozlu rafları bu dili öğrenemeyerek helak olan nice erkeklerle dolu... :( Fakat söyler misiniz acaba sevdiceklerim, benim XY kromozomlu okuyucum neden helak olsun? Benim XY kromozomlu kardeşim neden nirvanaya ulaşamasın?
İşte Kadın Dili Ve Edebiyatı...

BAŞLANGIÇ SEVİYESİ:


  • DERS 1:
Kadınlar bir şey söylerlerken aslında ''başka bir şey söylemek istemiş'' olurlar. Çünkü çağlar boyunca isteklerini açıkça dile getirme olanağı bulamayan kadınlar, ''gizli bir dil'' geliştirmek zorunda kalmışlardır. Böylece kadınların aslında demek istediklerini anlayamayan erkekler sürekli olarak onların gözünde ''anlayışsız'' konumuna düşmektedirler.
  • DERS 2:
Kadınlar asla ama asla sevgi ve şefkat eksikliğine tahammül edemezler. Bu tip beklentileri açıkça dile getirmenin ise kendileri için alçaltıcı bir hareket olduğunu düşünürler. Bu yüzden ''üşürler'' , birden bire ''uykuları gelir'' veya sebepsiz olduğunu iddia ettikleri bir şekilde ''sıkılıp bunalırlar''. Bu noktadan sonra erkeğinin her davranışını mercek altına alan kadın, onun her hareketini ''artık sevmiyor. istemiyor. beğenmiyor.'' olarak yorumlar. Bu durum sonucunda erkeğe karşı düşmansı tavırlar sergilenir. Tüm bunların sebebini anlayamayan erkek ise büyük bir şaşkınlık içinde suskunluğa bürünerek bu -kendine göre- saçma dönemin geçmesini umut eder.
  • DERS 3:
Her kadın mutlak suretle erkeği tarafından beğenilmek, güzel olduğunu bilmek ve takdir görmek isteyerek iltifat bekler. İstediklerini alamadıklarında ise erkeği denemek adına ''kilo aldım galiba'', ''kırışıklıklarım mı oluştu ne?'' veya ''çok çirkinleştim'' tarzında cümleler kurarak kendilerinden yakınmaya başlarlar. Bunun amacı erkeğin o cümleden sonraki tepkisini ölçmektir.
  • DERS 4:
Her kadın kıskançtır. ''Ben değilim'' diyen yalancıdır. Ayrıca en çok kendi cinslerini kıskanırlar. (kızlar bakın bu bir gerçek. lütfen kabul edelim artık.) Erkeğin ondan önceki sevgilileri, birlikte olduğu kişiler, platonik takıldıkları ve hatta kimi yakın kız arkadaşları her zaman için birer tehdittir. Çünkü kadın eğer DERS-3 de anlatıldığı gibi yeterince beğenilmediğini düşünürse kendini yetersiz hissederek en olmadık kişileri kıskanmaya başlar. Erkeğin başkasına yaptığı masumane bir iltifat bile kadının gözünde büyüyerek sorun halini alır. Bir süre sonra da ''X'in saçları çok güzel değil mi? Ben yaptırsam bana da yakışır mı?'' veya  ''X güzel kız bence'' diyerek yine erkeğin tepkisini ölçmeye çalışırlar.
  • DERS 5:
''yok bir şey'' : aslında var ama dırdır eden taraf olmak istemiyorum şuan.
''yoo önemli değil'' : önemli. ama boşuna kalp kırılmasın diye uzatmak istemiyorum.
''peki'' : anladım ben senin ne demek istediğini. (kafasında kurmaya başlar dikkat!)
''sonra konuşalım mı?'' : eğer konuşmaya devam edersek ağlarım ve susmak bilmem. bu yüzden kapat telefonu da rezil olmıyım.
''sen bilirsin'' : bazen sadece ''sen bilirsin''dir. ama ''bu işten hoşlanmadım aslında. gene de dur bakalım göreceğiz'' de olabilir.
''bilemiyorum'' : beni ikna et.
''kendimi şuan iyi hissetmiyorum'' : özellikle kavgadan sonra söylenir. beni durdur, gitmeme izin verme, gönlümü al ve bu olanı unutalım anlamına gelir.
''yalnız kalmak istiyorum'' : hayır istemiyorum. beni sakın yalnız bırakma.
''ne düşünüyorsun?'' : aslında ne düşündüğün umrumda değil. bana güzel bir şey söyle yeter.
''canım sıkılıyor'' : iyice boşladın beni. bi hoşluk yapmak bu kadar mı zor?

------------------------------------------------------------

Başlangıç Seviyesi bitti.
Bir üst kura geçmek için lütfen bir sonraki KADIN DİLİ VE EDEBİYATI dersini bekleyiniz... :)







24 Temmuz 2013 Çarşamba

BİR O YANA - BİR BU YANA (VOL:27)

Merhaba kalbimin ihtiyaç kredileri olan blog dostlarım.
  • ''Sıkmıyorum dimi? Bak sıktığım zaman söyle. Söylersin dimi? Sıkmadım dimi?'' Tanıştırayım bu kaybetme korkusudur.
  • ''Al bunu. Al al al al. Al al bunu da al, bunu da...'' -7 Kocalı Hürmüz-
  • İstinasız her kızın toka kutusunda 10 kuruş bulunur. Ne alaka demeyin. Biz de bilmiyoruz.
  • Sen çocuğunun ismini Şemsettin koy, sonra bizim çocuk anaya babaya çok asi de. Dua edin molotof atıp sizi yakmıyor.
  • Balici taklidi yaparak toplu taşımalara beleşe binmek gibi bir hayalim var.
  • Geçen gün bir sivrisinek dirseğimden ısırmış... Hüzünlendim elbette. Aldım sineği karşıma ''sen yenisin galiba Rambocum. Orda kan yok ki'' dedim. Beraber ağlaştık.
  • Şu an bazı kişiler Hawaii'de güneşleniyor, bazıları Miami'nin masmavi denizlerinde yüzüyor, ve sen bu yazıyı okuyorsun. Gerçekten çok şanslısın bebeğim!
  • Whatsapp kullanan anne mi olur? Anne dediğin gelen aramalara cevap verir, yeşile kırmızıya basar, hatta yeşile basıcam diye yanlışlıkla kırmızıya basar. Mesaj gelince açamaz. Anne dediğin öyle olur.
  • ''Devrim yapmayı sizden öğrenecek değiliz'' - Che -
  • Neden ben de bir FBI ajanı olarak gizli merkezlere giremiyorum? Neden arkadaşlarım kapıyı kollarken ben bilgisayar başında şifreleri çözmeye uğraşmıyorum? Neden lanet olası federaller beni görmüyor? İşte bunlar hep sorun benim için.
  • ''Sevgili acı, bugün ne kadar da güzelsiniz...''
  • ''Acını anlayabiliyorum'' cümlesi yeni dünyanın en boktan yalanıdır.
  • Hesap makinelerinde bulunan Mc, Mr, M+ ve M- sembollerinin ne işe yaradığını merak ederek geçen okul yıllarının ardından öğrendim ki Mc; ekrandaki sayıyı hafızasına kaydeder, Mr; hafızasındaki sayıyı ekrana getirir, M+ ekrandaki sayıyı hafızadaki sayıyla toplar ve M- ekrandaki sayıyı hafızadaki sayıdan çıkarır.
  • Eğer yukarıdaki bilgiyi okuyup ''aaa öyle miymiş?'' diyenlerdensen, sen de benim gibi tüm öğrencilik hayatını o sembollerin olduğu tuşların ne işe yaradığını merak ederek geçirmişsin demektir.
  • Üzüleceksin biliyorum ama yazı bitti.


21 Temmuz 2013 Pazar

BENDEN BİR ŞEYLER (VOL:16)

DOĞUM MU GÜNÜM?

Merhaba kutlu doğum günümün heyecanını yaşayan bloğumun en hakiki bandrolüne sahip okuyucularım.
Tüm yurt genelinde, yavru vatan Kıbrıs'ta ve Türk elçilikleri bulunan her ülkede insanların çılgın atarak kutladığı doğum günümde gene birbirinden fantastik olaylar meydana ge.... asdfadsfa =)
Elbette gene abartıyorum sevgili Conan gücündeki blog dostlarım. Bugünün diğer günlerden öyle pek de farkı yok. Sadece benim gibi bir dünya harikası doğdu o kadar. (kendimi durduramıyorum)
O yüzden lütfen sakinleşiniz. =)

AmaçsızÇocukTribi: 1989'DAN BERİ...

  • 1989 yılının en sıcak günlerinden birinde doğdum. (bkz: 21 Temmuz) Saat 10:30 da doğduğumu iddia eden bir anneye sahibim. Hayır yani aklı neredeydi merak ediyorum. İlk çocuğunum ben senin! Bari bunu bil değil mi? Utanmasa buğdayların hasat zamanı mıydı neydi diyecek! :(
  • Annemle babamın ilk çocuğuyum. Bu yüzden sürekli olmadığımı, beni yapamadıklarını iddia ediyorlar.
  • Benden 10 yaş küçük bir erkek kardeşim var.
  • Aslen Karadenizliyim. Ama hiç oralardan değilmiş gibiyim.
  • Sağlam birkaç tane dostum var. Bunların 4'ü erkek (liseden kalma), 4'ü kız (üniversiteden kalma).
  • Bulutların arasından geçerken onlara dokunabileceğine inanan çocuklar gibiyim hala. Ben böyle güzelim gerçekten.
  • Eskiden aynaya bakarken ''senden ayrılmak istiyorum. beni biraz rahat bırak'' derdim kendime. Şimdi o kıza çok yabancıyım ben.
  • İnsan bazen pis bir varlık haline gelebiliyor. Bu pisliği bir tek kendimiz temizleyebiliriz. Ancak dünya o kadar da güzel bir yer değil ve üstümüze ne kadar parfüm sıksak da asla değişmeyecek. Bu yüzden pisliklerini gizleyen insanlardan nefret ediyorum.
  • ...Sonra bir adam beni öptü ve tüm dünyam yeniden kuruldu. Sevebiliyor olmak belki benim şansımdı, ama onu sevmek kesinlikle benim kazancım oldu.
  • Çıtır ekmeği ısırdığımda kucağıma dolan kırıntılar kadar çok umutlarım var.
Bir de bir kaç tane dileğim...

19 Temmuz 2013 Cuma

BİR TRAVMA SEBEBİ OLARAK RAMAZAN PROGRAMLARI

Merhaba 12 ayımın sultanı okuyucularım.
Gene birbirinden derin bilgilerle dolu bir yazıy.... asfadsfa =)

1-) SAHUR PROGRAMLARI:
  • Muhtelif TV kanallarında sahur vakitlerinde yayınlanan ve teması genellikle ''şimdi sizin aklınız ermez böyle şeylere, o yüzden dinleyin beni'' olan programlara sahur programı adı veriliyor.
  • Fonda ney taksimi çalarken sunucu kişinin ''işte bu arı nasıl oluyor da o peteği kusursuz bir altıgen şekline getiriyor, işte bu güneş hangi güçten ilham alarak her gün aksatmadan üzerimize doğuveriyor, peki ya bu dünya neden yörüngesini şaşırmıyor?'' tarzında sorular sorduktan sonra, ''işte tüm bunların cevabı yok. o yüzden daha yürekten inanmalıyız'' cevabını vermesiyle ben de bir takım ampuller yanıyor!!! Dostum madem bana cevap vermeyeceksin, neden bu kadar uzun cümle kuruyorsun? Zaten gözlerimi açamaz haldeyim, zaten ''acaba yeterince su içtim mi?'' tedirginliği yaşıyorum... LÜTFEN! BAK LÜTFEN BANA BUNU YAPMA!
  • Peki ya programı sunan amcanın sesine verilen eko? Bir kere ne kadar önemli bir şey anlatırsa anlatsın, o ekoyu duyduğum anda ben korkmaya başlıyorum sevdiceklerim.
  • Tam emin değilim ancak zannediyorum ki ''iyi insan nasıl olunur?'' sorusuna cevap verildiği bir dini hikayede verilmek istenen mesaj hikaye içinde o kadar çok eritilmişti ki, kendimi acı çeken deve için üzülürken yakaladım.
  • ''İlmin bittiği yerde iman başlar'' diyen bir hocamızın ''big bang teorisi'' ni anlatmaya başlaması, ve ardından sunucunun ''peki o küçük parçacık nasıl olmuş?'' diye sormasıyla uykulu olan ben bile uyandım yani, gerisini siz düşünün!
2-) İFTAR PROGRAMLARI:
  • İftara bir iki saat kala yayınlanan, çeşitli camilerin bahçelerinde çekilen ve bünyesinde bolca ilahilerin olduğu programlara iftar programı denir sevdiceklerim.
  • Yanık sesiyle minare tepesine çıkıp ezan okuyan Burhan Çaçan görüntüsüne maruz kalmış bir neslin evlatlarıyız biz! Kimse üstümüze gelmemeli bence... :(
  • Program sırasında gösterilen böcek, bitki, şelale, ağaç, arı ve elbette açılıp kapanan gül görüntüleri, iftar programlarının vazgeçilmezleri arasındadır.
  • Bu tip programlara katılan çeşitli ak sakallı ve nur yüzlü amcalar, ''ben artık ahiretimi kurtardım olum. varın gerisini siz düşünün, pis münafıklar.'' alt temalı konuşmalar yaparak moral bozarlar. Veya sadece benim moralim bozuluyor. Böyle gözlerimin önünden lavları fokurdayan ırmaklar akıyor adeta...
  • Bir iftar programcısı klasiği olarak: NİHAT HATİPOĞLU... :( Kendisi için yazdığım yazı için tık tık yapınız. :)
  • Eğer yukarıdaki linke tıklamadıysan, Nihat Hatipoğlu'nu okumadıysan sana çok darılırım bilmiş ol.







   Sevgili odasına Justin posteri asan kız,

   Justin senin ülkene geldiğinde sana bir ''hi!'' bile dememişti, unuttun mu o acı günü? :(









SONRADAN EKLENEN NOT: Bugün kardeşimin doğum günü. Kendisi bu blogdan habersiz, -veya ben öyle zannediyorum- 14.yaşına giriyor bugün... :) Doğum günün kutlu olsun kraken. :) Çok yakında suratında çıkması beklenen ergenlik sivilcelerinde pek de yakışıklı olacağını zannetmiyorum ama, gene de seni biraz değil, çok fazla seviyorum bilmiş ol...








13 Temmuz 2013 Cumartesi

BENDEN BİR ŞEYLER (VOL:15)

Merhaba ''daha neyim olacaksınız acaba?'' diyerekten meraklandığım okuyucularım.
22 günlük yokluğuma dayanamayan kişilerin yurt genelinde attıkları sloganlar ve her eline palayı kapanın caddelerde çılgın attığı olaylar sonucunda bloğa yazı koyma kararı aldım.
Öncelikle söylemeliyim ki, LÜTFEN SAKİN OLUN BEBEĞİM! SADECE TATİLE GİTMİŞTİM! :)

İşte aklımda kalanlar...
  • Sıcaklığın mevsim normallerini geçtiği günleri fırsat bilerek Ayvalık adı verilen tatil şeysine gitmeye karar veren çekirdek ailemin peşine anneanne, dayı, yenge ve kuzenler adı verilen bir garip topluluğun da takılmasıyla ''genişledik''.
  • Plajda Ankara'nın Bağları o kadar çok çalındı ki, bir süre sonra kendimi ''ne zaman zerhoş oldum da galdıramıyom golları'' diye mırıldanırken yakaladım. :(
  • Çevre adaların koylarını gezelim diyerekten gittiğimiz tekne turunda yapılan erkekler arası seksilik yarışmasına (-sen nasıl bir yarışmasın böyle?) katılan dedem yaşındaki ''dedelere'' alkış yapmak suretiyle oy vermeye zorlanışımın psikolojim üzerinde yarattığı etki halen geçmedi...
  • ''Şeytan Sofrası'' adı verilen ve adeta bir doğal klima sayılabilecek kadar serin olan tepeye çıktığımızda şeytanın ayak izi olduğu söylenen bir şeyle karşılaştık. Arkadaş bari azcık gerçekçi olun ya! Koydum ayağımı ölçtüm! Şeytan resmen 37 numara ayakkabı giyiyormuş! Yoksa... LAN?!
  • Plajda millet magazin dergisi okur, ben Konfüçyüs Analektler okurum. Neden? Çünkü ben ent... asdfgasfsfa :)) Şaka lan şaka. :)
  • ''Uzun süre güneşlendikten sonra denize girmeye çalışan kızın surat mimikleriyle imtihanı'' adında bir film çekmeme yetecek kadar komik surat ifadesi gördüm.
  • Yurdum insanı gerçekten çok ilginç. Nerede bir turist, işte orada İngilizcesini konuşturmaya çalışan bir Türk! Bir süre sonra ortam o kadar civelekleşiyor ki, ortama kendini akıtmayı başaramayanlar ciddi manada bunalıma giriyor.
  • Kolye ve bilekliklere adeta küçük bir servet akıttm diyebilirim. Hayır yani zengin bir insan da değilim ben. Havam kime acaba? Derdim ne acaba? Şimdi sinirden tüm o kolyeleri boynuma dolayıp kendimi boğacağım.
  • Hayırdır birden rengin soldu?
  • Kahrolsun bağzı denize karşı ayak fotoğrafını çeken şeyler!
  • Yazı bitti.
  • Bak gene suratın düştü... :( Yapma böyle. Söz, gene gelirim ben.


20 Haziran 2013 Perşembe

BİR O YANA - BİR BU YANA (VOL:26)

Merhaba kula ''kıllık'' etmeyen okuyucularım.
  • Bulmacadaki ünlüye senden önce martı kaş ve pala bıyık çizildiğinde içinin ''cıızz'' etmediğini iddia ediyorsan, sağlam yalancısın demektir.
  • Ali Koç'u ve daha nice çapulcu iş adamlarını harcayacaklar matmazel. - Beşir-
  • Acı çekmek gereklidir. Zevklidir. Fakat insan bunu anlamadan acı çekmemelidir.
  • Şizofren insanlara saygım var. Ben içimdekiyle baş edemezken onlar sürüsüyle uğraşıyorlar. Yaptıkları zor zanaat.
  • Bir annenin sahip olduğu güdümlü terlikler, kesinlikle polis tomasından daha yıldırıcıdır.
  • Sivrisinek kovalama olimpiyatları başladı. Herkese başarılar diliyorum.
  • Sivrisinek demişken... Size geçen yaz odamda beslediğim, adı 0.5 olan sivrisineğimden hiç bahsetmiş miydim?
  • Şu an saat 22:43 ve benim hayata dair bildiğim tek şey bu aslında...
  • Ayranın son yudumuyla dönerin son lokmasını aynı ana denk getirebiliyorsan eğer, samimisin demektir.
  • Bana ''saçmala'' dedin de kendimi rezil mi etmedim sevgili okuyucu?
  • Bahşiş verirken utanan insandan zarar gelmez.
  • Whatsapp statüsü "Hey there! I'm using WhatsApp" olan insan aslında diyor ki, ''whatsapp yükledim ama bir yazanım bile yok hacı. ben de last seen olmak istiyorum. ben de online olduğumda birileri yazmış olsun istiyorum. ben people değil miyim?'' diyor.
  • - En son şu yöne gitti abi!
  • Hanginiz hayatının bir döneminde ''aha dışarda kavga var galiba'' diye kafayı dışarı uzatmadı ki? Ve hanginiz bu merakın sonucunda kavga olmadığını anlayıp hayal kırıklığı yaşamadı? Yaşamadım diyen varsa çıksın ortaya! Hodri meydan!
  • Birisi karşıma çıkıp ''bahar geldiğinde mi böyle olurum, yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar, ayrıca bunun seninle ne ilgi...'' derse yazıdan da anlaşıldığı gibi cümlesini tamamlamasına fırsat vermeden koşarak uzaklaşırım.
  • Yazı bitti.
  • Bak gene yüzün düştü. Yapma böyle. Çık biraz hava al, yanaklarına renk gelsin bebeğim.

14 Haziran 2013 Cuma

BENDEN BİR ŞEYLER (VOL:14)

Merhaba çapulcu ve bir o kadar marjinal okuyucularım.
  • Yandaki kediyi gördünüz mü? Kendisi benim son günlerdeki en büyük düşmanım olur. 3 adet yavrusu var ve spor salonunun giriş katında yaşıyor. Kocası tarafından terk edildiğini düşünüyorum. Fazlasıyla sinirli... Fotoğrafını çektiğim günden beri bana saldırıyor. Spor salonuna beni sokmadığı gibi, çıkacağım zaman da bana saldırıyor. İlk önce gözlerini kısıyor (bknz: fotoğrafta karşısında olduğum için gözleri kısık) sonra da ''meeeoooowwww'' diyerek sırtını kamburlaştırıp saldırı pozisyonuna geçiyor...
  • Artık benim de bir düşmanım olduğuna göre #direnAmaçsızÇocukTribi diyorum.
  • #direngezi
  • Bugün durakta otobüs bekleyen insanları görünce otobüse binme olasılığımın %0.0001 olduğunu anladım. Otobüs geldiğinde içi win-rar sıkıştırma programı gibiydi ve insanlar fizik yasalarını katledercesine iç içe duruyorlardı. Acil bir plana ihtiyacım vardı... Tam o sırada uzaktan gene evime giden bir başka otobüsün geldiğini gördüm. Sinsice gülümsedim ve yüksek sesle: ''Taksime giden otobüs iptalmiş, o yüzden gelmiyormuş. Bu son otobüs!'' dedim. Cümlem henüz tamamlanmıştı ki insanlar adeta koşarak zaten dolu olan otobüse binmeye başladılar. Ben elbette ki binmedim. Hınca hınç dolu olan otobüse binenlere el sallayarak önceden gördüğüm boş otobüse koşarak bindim. Çocuklar gibi şendim...
  • Öyle dijital fotoğraf makinem falan yok ama, telefonumla çektiğim fotoğraflara bir bakın isterseniz...




  • Ayrıca bugün metroda tam karşıma yaşlı bir nine oturdu. Ondaki bir şeyler bana babaannemi hatırlattı. Tüm yol boyunca ona baktım. O da mahcup bir tebessümle izledi beni. Metrodan inerken de iç sesimi duymamak için kulağımdaki müziğin sesini sonuna kadar açtım...
  • ''Mutlu olmak için mutlu etmek yeter dediler. Tekrar gözden geçirdim, yalan söylememişler...''

3 Haziran 2013 Pazartesi

BU KEZ CİDDİYİM... (VOL:2)

Merhaba biber gazının dayanılmaz cazibesinin farkında olan efsanevi nesil.
Toplum psikolojisinden bu denli habersiz ve sosyal olarak ileri gitmekten bu derece aciz olanların gölgesi altında, Türkiye'nin miladı sayılabilecek bir olay gerçekleşti... Yan yana getiremeyeceğiniz türde ve düşüncede insanlar, kol kola girerek hala ''AYIK'' olduğumuzu gösterdiler.
''Topçu Kışlası görünümlü AVM'' projesine karşı çıkan, kendini bir ağaç gibi tek ve hür hisseden sade vatandaşlar, Taksim Gezi Parkı sayesinde bir orman gibi kardeşçesine biraraya geldiler...
--------------------------
Şimdi yazacaklarımın muhatabı ise tamamen boş-bakan...
--------------------------

Merhaba.
Baskı ve dayatmalarınızdan bıkan halk, bir çeşit duygu patlaması yaşıyor ve Taksim Gezi Parkı'nın çıkardığı minicik kıvılcımla nihayet bir şeylere ''DUR!'' demeye çalışıyor.
Fakat siz halkınızı dinlemiyorsunuz!
Saygı göstermiyorsunuz!
Yok sayıyorsunuz!
Bu ülkenin manevi değerlerini hiçe sayıyorsunuz!
Sayenizde artık sadece anayasada laf olsun diye geçen ''laiklik'' ibaresi, cumhuriyetimizin temel taşlarını oluşturan ''TC'' ibaresi, milli bayramlarımız, ulu önderimiz Atatürk, düşünce özgürlüğümüz, medyadan ''doğru'' bilgi alabilme hakkımız, hukuki haklarımız, yaşayış tarzımız, alışkanlıklarımız ve daha nicelerini bizlerin fikrini almaksınız hasıraltı etmeye çalışıyorsunuz!
Bizim ümmet değil millet olmaya ihtiyacımız var, farkında değilsiniz!
Dinimizin değerlerini kirli amaçlarınız uğruna kullanıyorsunuz!
Kadınları kuluçka makinesi olarak görüyorsunuz!
Parasız eğitim için yürüyen gençlerinizi hapse tıkıyorsunuz!
Size başkaldıran herkesi ''ergenekoncu'' ilan ediyorsunuz!
Tecavüze uğrayan kızlar için ''gönüllü'' diyorsunuz!
Ülkenizde terör saldırıları oluyor ve onlarca insanınız ölüyor, siz hala ''rakı bulamıyorlarsa ayran içsinler'' kafası yaşıyorsunuz!
Korku siyaseti yaparak insanları susturuyorsunuz!
''Evlerinde kalmaya zor ikna ettiğim bir %50 var.'' diyerek halkı tahrik ediyorsunuz!
Hiçbir partinin bayrağı altına girmeyen, sadece sesini duyurmaya çalışan sade vatandaşları gaz bombalarınızla, polisinizin coplarıyla deyim yerindeyse ''terbiye'' etmeye kalkacak kadar diktatörleşiyorsunuz!
Bu ülkenin vatandaşlarına ''çapulcu'' diyorsunuz!
Bu arada...
ÇAPULCU: Başkalarının malını alan, yağmalayan ve talan eden kimselere denir.
- Bu yakıştırmada bir terslik yok mu sizce? - :)
İçki içene ''alkolik'' yakıştırması yaparak ötekileştiriyorsunuz!
"Ankara'nın İstanbul'la ne alakası var? İzmir'in Gezi Parkı'yla ne alakası var?" demişsiniz...
 Peki sizin Gazze ile, Şam ile ne alakanız var?

Ayrıca...
Sadece kendi düşüncesinin doğru olduğuna inanan ve diğer insanların düşüncesin saygı göstermeyen hatta diğer insanları da kendi gibi düşünmeye zorlayan insana FAŞİST denir. -bilin istedim!-
Son olarak...
Duygularımızı ayaklandırdığınız için size sonsuz teşekkürler!

28 Mayıs 2013 Salı

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN HALAY KILAVUZU

Merhaba hayatımın en meşhur viyadüğü olan bloğumun yaşama referansı okuyucularım.

Yakın zamanda varlığımla şenlendirdiğim bir düğünde ''halay'' kavramı üzerine fazlasıyla gözlem yapma şansı yakalayarak bu ''halay kılavuzu'' nu hazırladım.

A-) TANIM
  • Uzaktan bakıldığına elele tutuşmuş birden fazla canlının, çalan müzik eşliğinde peristaltik hareketlerle bir sağa, bir sola, bir ileri, bir geri hareket ettikleri aktiviteye HALAY denir.
  • Karadenizli olmamdan mütevellit ''halay, horonun düşük titreşimli halidir.'' de diyebiliriz.
B-) HALAY ÇEKMEK
  • Halayın nerede, ne zaman ve ne şekilde çekileceği tam bir muamma olduğu için, halay her seferinde farklı bir bilinçle ve heyecanla çekilir. Bu durumda halayı oluşturan bireylerin kanındaki alkol seviyesi, içlerinde bulunan sinir-stres katsayısı, havada bulunan nem oranı ve daha bir çok parametre önemli rol oynar.
  • \o/\o/\o/\o/\o/\o/ ile ifade edilir.
C-) HALAY BAŞI
  • Sosyal yaşantısının olağan rutinlerinden sıyrılarak dev bir sorumluluk yükünün altına girme cesaretini gösteren lider kişilere ''HALAY BAŞI'' denir. Arması ise ''beyaz mendil'' dir.
  • Toplumsal bir içgüdü ile hareket eden halay başı, halay çekilen yerde eline tutuşturulan beyaz mendili sallayarak sorumluluğunu kabullenir ve kitleleri peşinden sürüklemeye başlar.
  • İyi bir halay başı iç içe geçmiş halkalardan oluşan halay topluluğunu doğru şekilde yöneterek zincirleme halay kazalarını tam zamanında engellemeyi başarmalıdır.
  • Halay başı milleti coşturacak ''tey tey tey'' veya ''hobaaa'' şeklinde lanse edilen haykırışları en doğru şekilde yapabilmelidir. Ayrıca ayaklarını halaya uyduramayanlara karşı her zaman şefkatli, yerinde gözü olanlara karşı ise her daim uyanık olmak durumundadır.
  • Halayın en çılgın anında halaydan koparak davulcu ile karşılıklı oynamalıdır. Elinde mendilini sallayarak yere eğilen davulcunun üstünden atlamak, halay çekenlerin karşısına geçerek ''şapppiiiii'' diyerekten çılgın atmak herkesin harcı olmasa gerek...
  • Tarihte bilinen en ünlü halay başı ise MAHMUT TUNCER dir. (kaynak: Meydan Larousse)
D-) HALAY PSİKOLOJİSİ
  • ''Millet halaya kalktı ben de kalksam mı? İyi de kimin elinden tutucam ki? Ya alınmazsam? Neyse kuzenin elinden tutayım o zaman... EVET! SONUNDA HALAYDAYIM! BAŞARDIM! Bir - iki adım ileri, üç topuk sallanarak geri... Yapıyorum galiba lan. Tüh bak milletin ayağını takip edeyim derken adımı kaçırdım. :( Neyse tamam sakin olmalıyım. Umarım halay başı fark etmemiştir. :( Zaten herifteki sosyal sorumluluk bende olsa şimdiye belediye başkanı olmuştum ya neyse... OHA! DAVULUN RİTMİ DEĞİŞTİ! HALAY MI DEĞİŞİYOR? EVET HALAY RESMEN DEĞİŞTİ! :( Bi dakka yaa... Bu oynadığımız neydi ki? Çok kasıldım şuan. :( Çıksam mı acaba? Zaten o kadar kötü oynuyorum ki en sonda kaldım. :( Birazdan küçük çocuklar da serçe parmağımı kaparsa cidden rezil olucam. :( En iyisi çıkayım ben. Zaten sana ne halaydan değil mi? Çıkıyorum... Çıkıyoru... Çıktı... ÇIKTIM!''

22 Mayıs 2013 Çarşamba

BİR O YANA - BİR BU YANA (VOL:25)

Merhaba ortalama olarak 100 trilyon hücreye sahip olmaktan dolayı gururlanan sade vatandaşlar.
  • Trigonometri varlığını ikindi namazına borçluymuş. Dönemin ünlü bilim adamlarından Battani, ikindi namazını hesaplamaya çalışırken... LAN!!! Ne olurdu yani ikindi namazını kaza yapsaydın Battani? Ne olurdu Yunanlılar da bunu geliştirmeyiverseydi? Ne olurdu yani? :(
  • Geçtiğimiz günlerde Ankara metrosunda ''SAYIN YOLCULARIMIZ LÜTFEN AHLAK KURALLARINA UYUNUZ'' şeklinde bir anons yapılmış. Acaba metroda ''kızlı erkekli (!)'' oturanları mı gördü güvenlik? Yoksa seyir halindeyken herkes aniden soyunup çılgın atmaya mı başlamıştı?
  • AVM'lerde masaj koltuğuna oturan insan mahcubiyeti diye bir şey var. Bir sürü insan yanlarından geçip giderken mahcup şekilde titreyen bu insanlar ''ay valla böyle olacağını bilsem oturmazdım ehehe'' diyerekten savunurlar kendilerini. Titreşim bittikten sonra da ''böyle alttan alttan titriyor ama bakma sen valla çok yararlı'' olur. Elbette öyle olur. Mutlaka öyle olur. (buraya kurnaz gülücük gelecek.)
  • Entellektüelliğe giriş ders-1 : vücudunun görünen bir yerine Küçük Prens dövmesi yaptır.
  • Yukarıdaki madde gerçek olaylardan ilham alınarak yazılmıştır ve ''entellektüelliğe'' kelimesi yazılırken fazlasıyla sıkıntı yaşanmıştır.
  • Babayla televizyon izlemek her zaman için stresli bir aktivitedir. Çünkü babalar her zaman sevdiğiniz programı es geçerler. Siz ona yeniden dönmesini söyleseniz bile o an zaman yavaşlar, sinirler harap olur. Çünkü babalar kumandayı yavaş kullanır. Lütfen televizyon kumandasını babanızdan uzak tutmanın yollarını bulunuz. Bunu da benden beklemeyin canım!
  • Diş dolgusu denilen şey belirli aralıklarla düşer. Hiç sektirmez, mutlaka düşer. Böylece dişçinin ''gene gel'' cümlesi bir anlam kazanmış olur.
  • ''Oyyyhh sonunda sıcaklar da geldi he'' diyerekten dolaşmaya başladığınızın farkındayım. Fakat lütfen samimi ol! Sen de ben de biliyoruz ki bu cümleyi kurduğuna kuracağına çok yakında pişman olacaksın. BİM'e sığınıp serinlemeye çalıştığın anlarda lütfen aklına getir bu söylediklerimi. Çok pişman olacaksın çok! Ayrıca şunu unutmamalısın ki sevenler gece ölür!
  • ''Birçok insan, mutlu olduğunu bilmediği için mutsuzdur.''
  • Daha çok yazacağım aslında ama bir sonrakini merak et istiyorum.
  • Görüşmek üzere terk edilmiş gezegen Plüton'u unutmayan vefalı kişi. Görüşmek üzere ıssız sokaklarda hoplaya zıplaya yürüyen neşeli kız. Görüşmek üzere çorabının kirli olup olmadığını koklayarak anlamaya çalışanlar.


17 Mayıs 2013 Cuma

BENDEN BİR ŞEYLER (VOL:13)

Merhaba çok sevdiğim blog dostlarım. Hepinize Miami'den kucak dolusu sel... LAN?!

Son günlerde hiç iyi değilim ay parçalarım. Beynimin karanlık koridorlarında neler oluyor bilmiyorum ama başım feci şekilde ağrıyor. İstinye Devlet Hastanesi benim için adeta bir cafe, bir dost evi haline geldi.
Ayrıntılı kan testi (-ki sonucunda fazlasıyla asil bir kana sahip olduğum ortaya çıktı), beyin MR ve EEG'si (-ki sonuçlarından hiçbir şey çıkmadı. adeta hayal kırıklığı.) , burun tomografisi (ne alakaysa?) ve son olarak da bacaklarıma durduk yere giren kramplar için MR çekildi (bunda da bir şey çıkmadı.).
Sonuçların hepsi pozitif çıkmasına normal biri sevinir diye düşünüyorum aslında ama ben de öyle olmadı sevdiceklerim. Madem bir şeyim yok, ben neden o ağrıları çekiyorum? Kesin tıbbın bile henüz karşılaşmadığı bir hal içindeyim. KESİN!
Ayrıca son günlerde hastaneye gitmek bende bir alışkanlık yaptı ve sürekli kendimi 182 Randevu Hattı'nı ararken hayal ediyorum. Adeta yaşlı teyzelere döndüm. ''Aaa şuranın doktoru iyiymiş. bi de o baksın. hem o doktor iyi değil.'' veya ''göz polikliniğine de gitsem mi acaba? amaaan hem kontrol olur işte!'' diyen hastalık hastalarına döndüm.

Bu arada sizin de fark ettiğiniz gibi...
  • Tam anlamıyla psikolojik bir vakayım... Hatta o kadar büyük bir vakayım ki, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ndeki düşünen adam heykelini kaldır, benim fotoğrafımı yapıştır.
  • Ben neden böyleyim? Ama şundan eminim ki ben doğarken gezegenler çok fena açılar yaparak çarpışmış olmalılar. Gerçi astroloji bilgim sıfırın altında bir yerlerde sürünüyor. Çünkü Temmuz ayında doğmamdan mütevellit ( -bu arada ''mütevellit'' kelimesini cümle içinde kullanınca kendimi süper kahraman zannediyorum-) sadece yengeç burcu olduğumdan haberim var.
  • Şimdi siz şarkıyı dinleyin, ben de gidip 182'yi arıyayım...



8 Mayıs 2013 Çarşamba

PAİNT GERÇEĞİ...

Merhaba bloğumun akilleri.
Merhaba saygın insanlar kalabalığı.
Burada bizden başka kimse yok. O yüzden üzerinize rahat bir şeyler geçire.... afsdafsa =)
Neyse neyse...
Senelerdir Windows tarafından nasıl kandırılmış, hakkımızın nasıl da yenmiş olduğunu kanıtlamak için topladım sizleri!
Gün, gerçeği öğrenme günüdür!
Senelerdir dicsreet logic in macintosh ve Windows platformları için hazırladığı bir software sanıyorduk Paint'i... (tanım için kaynak: ekşi sözlük)
Bilgisayar kullanmayı bilmeyenlerin veya bilgisayar başında sıkılanların can dostuydu o...
Kâh püskürtmeli boyalarıyla graffiti yaparak çılgın atar, kâh ince uçlu kurşun kalemiyle mutlu martılar çiziktirirdik....
Fakat senelerden beri birçok insanın gözünden kaçan bir gerçek vardı...
İlk işletim sisteminin Windows 1.0 ile ortaya çıktığı sanılan Paint, asında bir Türk icadıdır sevdiceklerim!
EVET! PAİNT BİZİMDİR!
PAİNT, TÜRK AKLINDAN İLHAM ALINARAK YAPILMIŞTIR!
Söyleyin bana dostlarım, hangi ülkenin evlatları bulduğu her fotoğrafa martı kaş çizer?
Hangi ülkenin evlatları bulmaca sayfasına konan dişisel ünlünün fotoğrafına fütursuzca İzzet Altınmeşe beni ve Suavi sakalı çizebilir?
Hangi ülkenin evlatları fotoğrafta gülen kişinin tek dişini karalamayı akıl edebilir?
''PAİNT TERK'' terimini literatüre kazandıran kimlerdir?
Söyleyin bana kim yapabilir bunu? Kim cesaret edebilir?
Elbette BİZ!



Bu yüzden diyorum ki, baklavayı veya rakıyı kime kaptırdığımızın bir önemi yok!
Yeter ki PAİNT bizim olsun!

Evet sevgili konsül üyeleri!
Şimdi yurdun dört bir yanına dağılalım ve hakkımızı arayalım! Senelerdir sırtımızdan parayı götüren Bill Gates'e daha fazla boyun eğmeyelim!