30 Ağustos 2013 Cuma

BİR TRAVMA SEBEBİ OLARAK: ''BİR GENÇ KIZIN GİZLİ DEFTERİ SERİSİ''

Kitabın Adı: Bir Genç Kızın Gizli Defteri (10 seri)
Kitabın Yazarı: İpek Ongun

Lütfen herkes oturabilir mi? Evet...
Merhaba mutluluk çubuğu ayarındaki bloğumu okuyan şanslı kalabalık. Bugün sizlere ergenliğe giriş yıllarında okumaya zorlandığımız ''örnek genç Serra'nın hiç de gizli sayılmayan defteri'' serisinin hayatlarımızı nasıl da telef ettiğinden bahsedeceğim.

1. Kitap: Bir Genç Kızın Gizli Defteri
Örnek ergen Serra'nın kiloları ile başı derttedir. Hoşlandığı çocuğa sınıfın kaşar kızı asılmaktadır. Bu da yetmezmiş gibi Serra'nın anne-babası boşanır. Kızcağız depresyona girer.
2.Kitap: Arkadaşlar Arasında
Serra annesiyle birlikte İstanbul'a taşınır. Yeniden depresyona girer. Yeni okulunda havalı arkadaşlar edinir ancak kendisi elbette ki eziktir.
3. Kitap: Kendi Ayakları Üstünde
Serra yavaştan kilo vermeye başlar. Az buçuk havalı da olur. Kendine bir de sevgili yapar. Ancak aldatılır ve ayrılır.
4. Kitap: Adım Adım Hayata
Serra kilolarını vermiştir. Bilkent Üniversitesi'nde Turizm ve Otelcilik okumaya başlar. Bir anda popüler grubun popüler kızı olarak, sınıfın yakışıklısı Oktay'ı kapar. Ancak Oktay'ın eski sevgilisi Betül hala ex aşkına aşıktır ve onlara rahat vermez.
5. Kitap: İşte Hayat
Serra sevgilisini kapmaya çalışan Betül ile mücadele halindedir. Üniversite'nin son senesidir ve Oktay evliliğe hazır değildir. Serra ve Oktay ayrılırlar. Okul bitince Serra İstanbul'a döner. Oktay'da peşinden gelerek evlenme teklif eder ve nişanlanırlar.
6. Kitap: Şimdi Düğün Zamanı
Nişanlılık süresi uzadıkça uzar. Serra'nın nerdeyse tüm arkadaşları evlenirken bizimki hala nişanlıdır. Bu duruma dayanamayarak Oktay'ı terk eder. Babaannesinin kendisi için ayırdığı olgun avukat Özgür ile tanışır. Evlenirler.

NOT: Kitabın diğer serilerini araştırmaya gönlüm el vermedi. Ancak Google Amca'nın dediğine göre Serra'nın bir kızı olmuş. Ona da günlük hediye ederek bu lanet geleneği devam ettirmesini falan istemiş. Bana kalsa Serra'yı kötü yola düşürür, sonra da vajinismus hastalığına yakalatırdım. Ama bana soran olmadı. Serra örnek bir insan olmaya devam etti. Ben de ondan iğrenmeye devam ettim!

Şimdi bu ''eğitici'' gençlik serisinde (!) dikkatimi çeken bir kaç noktadan bahsetmek istiyorum;

Serra hiçbir şeye i-na-na-maz-dı, mütemadiyen "hayretleri şaşardı", potansiyel sevgilisiyle kayaların arasında yürürken ayağı takılıp çocuk bunun beline sarılmak zorunda kaldığında mosmor kesilir, heyecandan bir ay uyuyamazdı. Kızlar hafta sonları arkadaşlarıyla otellerin lobilerinde buluşup çay içerlerdi, bunu yaparken üstlerinde şeker pembesi ya da bebek mavisi tayyörler olurdu ve bizlerden bu duruma inanmamız beklenirdi. Kimse alkol ve tutun mamulleri tüketmezdi, kimse seks yapmazdı, öğrenci evlerinde dantelli yastık kılıfları, minik şirin temiz mutfaklar olurdu. Erkekler çok romantikti bu kitapta. Kimse ayıp teklifler yapmazdı kız arkadaşına. Mesela Serra'nın erkek arkadaşı onu eve bıraktıktan sonra sokak lambasının altında bekleyerek kıza el sallardı falan. İşte seneler böylece akıp giderken bizler az çok büyüdük, hiçbir şeyin bu kitaplardaki gibi olmadığını, olamadığını anlayacak kadar hayat deneyimine sahip olduk, o zaman zarfında İpek Ongun da bos durmadı, seriye yeni kitaplar yazıp durdu. Ancak kitaplar o kadar gerçek dışı kalmaya devam etti ki... Her ne kadar sayfaları atlaya atlaya gitsek de aralardaki i-na-na-ma-maları, aman tanrımları hiç görmezden gelemedik. Serra'nın gerçek dışı ve hiç de gizli olmayacak kadar düz mantıkla yazılmış hatıra defterine okullar tarafından maruz bırakıldık. O kitapta anlatıldığı gibi ''örnek genç'' olamadık. Olamazdık da zaten. İyi ki de olmadık. Yoksa Serra gibi benim de ''hayretlerim şaşardı'' (!)

23 Ağustos 2013 Cuma

LEYLA İLE MECNUN'UN GİDİŞİ ÜZERİNE...

9 Şubat 2011 : Leyla ile Mecnun sayesinde TRT'nin sadece saat ayarlamaya yarayan bir kanal olmadığının keşfi...
20 Ağustos 2013 : İleri demokrasi adı altında yürütülen devlet terörünün dizi kurbanı olan bir Leyla ile Mecnun... Televizyonun yeniden aptal kutusu olması.

Gezi olayları yüzünden işine son verilen gazetecilerin sayısı bugün 80'e ulaşmışken, emirlerle çalışan bir devlet kanalının Leyla ile Mecnun'u yayından kaldırması elbette sürpriz olmadı. Şahsi görüşüme göre "Abilerimiz rahatsız, böyle şey mi olur, yapmayın lan :(" anlamına gelen bu karar, TRT gibi demirbaş bir kurumun iplerle yönetildiğini alenen beyan etmesinden başka bir şey değildir.
TRT bugün aleni bir şekilde propaganda yapıyorsa, milletten yıllardır aldığı parayı geri iade etmelidir. Bunun için para ödemek artık zoruma gidiyor. Tıpkı Erdal Bakkal gibi, ''BEN TRT İZLEMİYORUM KARDEŞİM! BU YÜZDEN VERGİSİNİ DE VERMEK İSTEMİYORUM!''
Ayrıca bu dizi ki, 3 sezon boyunca neredeyse her bölümünde asla belli bir siyasi düşünceye bağlı kalmaksızın hükümetin yersiz icraatlarını mizahi bir dille eleştirmiş, halkın sempatisini kazanarak bir manada devletin gülen yüzü olmuştur. Ayrıca insanların tepkisini dile getirmeye hakkı olmaması nasıl bir zihniyettir? Evinde sessiz sakin Leyla ile Mecnun izleyen ya da herhangi bir programı izleyen, küçük şeylerden mutlu olmaya çalışan, politikayla ilgisi olmayan insanların bile tepkisini kazanmak ne derece doğrudur? Tüm bu yazılanlar İşler Güçler ve Behzat Ç. dizileri için de geçerlidir!
------------------
Leyla ile Mecnun'un gidişi üzerine daha birçok şey yazılabilir aslında... Fakat ben şimdi başka bir şeyden bahsetmek istiyorum...
  • ''Leyla ile Mecnun yoksa bir tv dizisinde Fuzuli yok demektir, Oğuz Atay yok demektir, Turgut Uyar yok demektir, Dostoyevski yok demektir, Shakespeare yok demektir. Ve daha niceleri yok demektir…
  • İsmail Abi sayesinde belki de hiç gelmeyecek bir gemiyi beklemenin ne demek olduğunu öğrendik biz. Sabretmeyi öğrendik. Umut etmeyi...
  • Pazartesi sendromu denen şeyi unutturmuştu bize Leyla ile Mecnun.
  • Kahkaha attırırken bir anda o kahkahayı boğazımıza tıkayan, gözlerimizi dolduran diziydi Leyla ile Mecnun...
  • Hırsız Yavuz, İskender Baba, Mecnun, İsmail Abi ve Erdal Bakkal sayesinde dostluğun, arkadaşlığın önemini anladık.
  • Erdal Bakkal ile değerlerimize sahip çıkmayı öğrendik.
  • Mecnun ve Yavuz ile aşka inandık.
  • Yavuz ile her kapıyı açabileceğimizi öğrendik.
  • Ak Sakallı Dede'nin sadece sayısal lotolarda işe yaramadığını öğrendik.
  • Arabeski bile bu dizi sayesinde sevdik.
  • Bir şeyi duyamayınca "nasııııl?" demeye, sevgimizi "seviyorum nası yapalım?" veya ''sende bana ait bir kalp var. onu napalım?'' diyerek ifade etmeye, şaşırınca ''senin ağzından çıkanla kulağının duyduğunun tuttuğunu bazen ben hiç görmedim.'' demeyi öğrendik.
  • Hepimiz AT olduk.
İşte böyleyken böyle be sevgili okuyucu... Gerçekten üzgünüm.
Ve son olarak... İsmail abim, bu acı geçmez, o gemi hiç gelmez ama söz, biz hep seninle bekleyeceğiz.

''Öyle deme. Öyle denmez! Gidiyorum ben deme. Gelip gelmeyeceğini de söyleme. Zaten giden bir daha geri gelmiyor, o yüzden dönüp dönmeyeceğini söyleme. Ben beklerim... Belki gelirsin bir gün... O yüzden ben gidiyorum deme. Beni nerde bulacağını biliyorsun zaten...''




18 Ağustos 2013 Pazar

BİR O YANA - BİR BU YANA (VOL:28)

Merhaba aklımın köşegeni, ruhumun poşeti okuyucularım.
  • ''Sanat için soyunabilirim ama çoraplarımı çıkarmak konusunda hassasım'' diyen kişi en samimi ve dürüst duyguların insanıdır.
  • İç ses: ''neydi bu kızın adı? neydi? neydi? Dış ses: ''aaa canım naber ya?''
  • "Seni saran kemerinden belini kıskanırım." Ben desem saplantılı psikopat aşık olurum, Gönül Akkor dediğinde ise wuhhuuuuwww.
  • Yarısı çıkmış ojelerle dışarı çıkmayı geçtim, bir de üstüne fotoğraf çekip yayınlıyorlar... Sonra ben de bir tansiyon düşmesi, bir kalp çarpıntısıdır gidiyor.
  • ''Noşçakal düşman beldenin yaban güzeli. Tekrar görüşeciğiz…''
  • Bana kalırsa kuyruğumuz olsa çok süper olurdu. Ne biliyim bi işe yarardı bence. Su şişesini koyacak yer bulamıyorum çoğu zaman ben, mesela su şişesini kuyruğumla taşıyabilirdim. Bilemiyorum kuyruğa gereken değer verilmemiş belli ki.
  • Kendimi hiç düşünmeksizin teslim edebileceğim tek şey kalın yorgandır. Fakat aynı şeyi kalın pijamalar için söyleyemem. Sevmiyorum onları.
  • Bant koparma aletini kim bulmuşsa gerçekten ben onun büyük bir insan olduğuna inanıyorum. Düşünsenize ya bant koparma aparatı olmasaydı? Ya biz bantları ağzımızla koparmaya bir ömür mahkum olsaydık?
  • Zımbayı icat eden kişiyi ise samimi bulmuyorum. Bir kere ben çocukken parmağını meraktan zımbalamış bir insanım. Rica ediyorum beni ciddiye alınız! Gülme! Bak gülme! Görüyorum ben bunların hepsini!
  • Bir televizyon dizisinde izlemekte olduğumuz sahneden sonra hani böyle sahne geçiş efekti olur ya hani, böyle bir binanın dış cephesini görürüz... İşte eğer o anda aynı sahne farklı bir diyalogda devam ediyorsa ben aşırı üzülüyorum.
  • Evde sessiz sessiz hareket etmeye çalıştığımda ille o kapı çarpar, o bardak düşer, o masa devrilir... Ev ev değil, Keops Piramidi.
  • İnan bu yazı hiç bitmesin istiyorum bebeğim :(


13 Ağustos 2013 Salı

KADIN DİLİ VE EDEBİYATI (VOL:3 - SON)

Merhaba ötem, berim, yanım, yörem, şuram, buram okuyucularım.
Kadın Dili ve Edebiyatı derslerimiz sonuncusuna gelmiş bulunuyoruz.
Evet...
ŞİMDİYE KADAR SÖYLEDİĞİM HERŞEYİ UNUTUN!!1!!BİR!!BİR!!1!!
asdafsa =) Ama bak ne olur itiraf et, bir an için ''şunu asite bastırsak da acılı acılı ölse'' düşüncesi geçti değil mi? Güzel. :) O halde başlıyorum...

Sevgili XY kromozomuna sahip, testosteron hormonu zengini okuyucularım;

Mevzuyu aslında hiç de aşka bağlamadan, bir insanın benliğini kendinizden öte bir yere koyup onun dertlerini, alışkanlıklarını, garipliklerini, huylarını bu kadar kafaya takarsanız onu anlayamazsınız. Burada aynı durum kadınlar için de geçerlidir. Anlayacağınız, mesele bir insanı anlayabilmekten ibarettir. Her kadın (aslında her insan) biraz ilgi, biraz şefkat, biraz saygı bekler. Sevilmeyi, sevildiğini bilmeyi herkes ister. Herkes güzel (veya yakışıklı) olduğunu bir başkasından duymayı, bu yolla övgü almayı ister. Aslında herkes birazcık da olsa kıskanılmayı, önemsenmeyi ister. Değeri bilinsin ister. Bunların hepsi insancıl duygulardır. Yani sizler de sevgilinizin karşısına çıkıp ''ağzından iki güzel laf duymadım be kadın!'' diyerek trip atabilirsiniz. :) (kızlar beni affedin)

Şimdiye kadar yazdıklarıma gelince, yukarıda bahsettiğim ortak duygular haricinde kadınlara has birkaç nokta var... Her kadın alışverişi sever, dedikoduyu itiraf etmese de sever. Doğasında var bu dostum. Engellemeye çalışma onu. O da, onunla birlikte sen de mutsuz olursun o zaman. Kadın sana gelip çiçek verse umurun olmaz, ama ver bakalım o çiçeği sen ona... Dibi düşer bilmiş ol. :)
Kadın denilen canlı hassastır sevgili okuyucu. Mesela sen çiçek almayı sevmiyorsun diye, veya özel günleri kutlamaktan hoşlanmıyorsun diye ondan da aynı şeyi bekleyemezsin. Tamam sen belki romantik filmleri sevmiyor olabilirsin ama o senin maç muhabbetini çekiyor? O zaman sen de katlanmayı bileceksin. Bak kadınlar da aslında sizlerin futbol merakına anlam veremiyor. Arkadaşlarınla bir araya geldiğinde değişmeni anlayamıyor. Arabaları neden önemsediğini anlamıyor. Ayrıca onlar da evde ve dışarda farklı davranışlar sergileyebilen bir canlıyı anlamakta zorlanıyorlar.

Sorun sadece biz değiliz yani. :) O yüzden eleştirmek yerine uzlaşmayı dene olur mu?
Bu arada, bir erkek sadece bir kadını anlayabilir tüm hayatı boyunca. O da aşık olduğu kadındır zaten... O yüzden hepsini değil de sadece birini anlamaya yoğunlaşırsanız gerçekten sorun kalmaz bence. :)

Yazıma son verirken büyüklerimin elle.... LAN?!






6 Ağustos 2013 Salı

BU KEZ CİDDİYİM... (VOL:3)


''Artık senin hukukun yok! Onların hukuku var!..'' diyen Behzat Ç. aslında şunu demek istemiş:

''Burjuva adaleti böyledir, gücü elinde tutana hizmet eder. İktidar öncesi hükümetlerin de kendine göre bir hukuku vardı. Burada değişen tek şey siyasetçilerin isimleri...''
Yani Yassıada mahkemesinin reisi Saim Başol'un seneler önce bağırarak söylediği ''...çünkü sizi içeri tıkan güç böyle istiyor!'' cümlesi,  o günlerde Yassıada'da iddia makamında olanların bugün Silivri'de sanık sandalyesinde oturanlar için de hala geçerliliğini koruyor...

Mikhail Bakunin demiş ki, ''hukuk iktidarın fahişesidir''...





1 Ağustos 2013 Perşembe

KADIN DİLİ VE EDEBİYATI (VOL:2)

Merhaba giriş'im, gelişme'm, sonuç'um okurlarım.
Psikoloji dalında büyük ses getiren Kadın Dili ve Edebiyatı ''başlangıç seviyesi'' nin ardından, ''anlıyorum fakat konuşamıyorum'' seviyesine geçiş yapmış bulunmaktayız.

 

''ANLIYORUM FAKAT KONUŞAMIYORUM'' SEVİYESİ

Başlangıç seviyesinden erkeklerde gözlemlenen derin suskunluk artık yerini düşe kalka kurulan cümlelere bırakmıştır. Yoğurdun bile üflenerek yendiği bu dönemde, bir önceki dönemlerden kalma acı tecrübeler ışığında düşe kalka yol almaya çalışılır.
  • DERS 1:
Kadınlar her türlü fiziksel ve kimyasal değişime farklı tepki verebilirler. Havanın nemli olmasından tutun, regl zamanlarına varana kadar değişik tepkilerden söz etmek mümkündür. Ancak erkekler için geçirilen en zorlu dönem elbette ki regl dönemidir. Adeta 1 haftalığına Nihat Doğan olmak gibi bir şeydir bu. Çünkü bu döneme giren dişisel varlığın kafası her türlü felaket senaryosunu yazabilecek kapasiteye ulaşır. Hatta bazen kendi bile şaşırır incir çekirdeğini doldurmayacak şeyleri nasıl büyütüp saptırdığına... Eh bütün bu korku filmini tek başına yaşamayı da göze alamayacağına göre, çevresindeki insanlara -en çok da sevgilisine- çemkirmeye başlar. Elde adeta şeffaf bir kırbaç, sinirden kızarmış gözler ve ''ne yapsam da kavga çıkarsam? ne yapsam da sonunda gene haklı çıkıp şeytani bir kahkaha atsam?'' diyerekten ortalıkta gezilir bu dönemde. Hiçbir şey bulamazsa ağlar, küser, bir anda sevgisi coşar, sonra yeniden ağlar... Bu sonu gelmeyecekmiş gibi görülen dönemde erkeğin tek kurtarıcı katalizörü ise çikolatadır, tatlıdır. Bir de sabır... Ya sabır...
  • DERS 2:
Unutmayın ki bir kadın aynı anda iki, hatta üç kişi bile olabilir. Anlık değişimlerden bahsetmiyorum burada. Aynı anda hem mutlu hem de mutsuz bir canlı nasıl tarif edilebilir ki? Bunu anlamak imkansız. ''E daha biraz önce gülüyordun. Ne bu surat?'' tarzı cümleler sizi tribin soğuk nefesiyle tanıştırabilir, DİKKAT!
  • DERS 3:
Şu koca dünya belli bir yörüngede döner ama kadınların yörüngesi kestirilemez. Tıpkı bir hamamböceğinin bir yöne koşturarak giderken aniden durup yön değiştirerek zıt yöne doğru koşturması gibi bir şeydir bu. Çünkü bir kadının her X sorununa karşı oluşturmuş olduğu bir Y-Z-Q... çözüm planı vardır. Adeta stratejik bir canlıdır kadın. Burada bir sonraki gün giyeceği elbiseyi ayakkabısından makyajına varana kadar geceden düşünüp tasarlayan bir canlıdan bahsediyoruz! LÜTFEN!
  • DERS 4 :
''Neden bunu yapıyorsun?" demeyeceksiniz. Çünkü dediğiniz noktada zaten anlamadığınızı ele vermiş oluyorsunuz. Bunun yerine dala dolaylı sorular sorarak durumu anlamaya çalışmalısınız. Hem böylece kadının gözünde ilgili erkek modeline rahatlıkla giriş yapmış olursunuz.
  • DERS 5:
Eğer olumsuz bir şey söyleyecekseniz önce söyleyip sonra kıvırmaya çalışmayın. Ya hiç söylemeyin, ya da söylediyseniz arkasında durun ve gelecek bilumum saldırılara göğüs gerin. Sonuçta canınız yanacak bunu unutmayın.

------------------------------------------------------------
Anlıyorum fakat konuşamıyorum seviyesi burada bitti.
Bu kurda geçemeyenler lütfen kendilerini pozitif bilimlere atasınlar. Geçmeyi başaranlar ise bir sonraki yazıyı beklesinler...