25 Ekim 2015 Pazar

BİR O YANA - BİR BU YANA (VOL:47)


  • ''Tek başına gelip tek başına gittiğin bir dünyada yalnız kalmaktan neden korkuyorsun?'' diye sordu içimdeki bilge. ''Zamanın sınırları çizilemez, ne zaman biteceği kestirilemez. Bu nedenle yaşamak zorunda olduğum bu lanet hayatta mutsuzluğumu bulaştıracak birilerine mutlaka ihtiyacım var.'' diyerek yanıtladım onu. Nasıl? İyi demiş miyim?
  • ''Ben'' olma kararını alarak özgüven neşesi ile kol kola bir yürüyüşe çıkmak istiyorum. Sen de benimle birlikte gelir misin sevgili okuyucu? 
  • Bana her seferinde savurduğu sert yumruklara rağmen dünyayı seviyorum. Bana sırf günümü gösterdiği için bu lanet planeti çok seviyorum. Plüton mu? Onun yeri bambaşka...
  • Plüton demişken... Minnoşun fotoğraflarını gördünüz mü? Ağzını burnunu yediğim öyle ponçik suratlı bir şey ki...
  • 25 yıldır aynı duvarlara aynı soruları soruyorum. Sanki her şeyi aramızda konuşmuşuz da diyecek söz kalmamış gibi inatla susmaya devam ediyorlar. 
  • Ağzına kadar dolu bir küllük gibi uyandım bu sabah. İçim öyle isli, öylesine leş kokulu ki camları açıp derin bir nefes alacak takatim yok. Bana içimin perdelerini açabilir misin sevgili okuyucu?
  • Felaketler ve sevinçler her zaman eşit zaman aralıklarıyla gelir hayatımıza. Fakat bazı felaketlerden sonra gelen sevinçler için artık çok geç kalınmıştır. Ufak bir tebessümle ufuk çizgisine ulaşma heyecanı hissedersin bir anlığına. Sonrası mı? Sonrası hayal kırıklığından başka bir şey değil.
  • Geçtiğimiz günlerde şirinliği ile beni kendine aşık eden bir minikle tanıştım. Hayata karşı tek derdinin benimle aynı durakta inemiyor oluşu ise sanırım günlerime umut katıyor. Yarın onu yeniden görebilecek olma umudunu... Yoksa kendime dair hiçbir umudum kalmadı.
  • Ben deniyorum... Daha henüz ne yapmaya çalıştığımı bulamadım ama onu da bir ara bulacağım, söz. 
Merak edenler için İnstagram sayfam: https://instagram.com/gizemcebirsey/

13 Ekim 2015 Salı

PSİKOLOĞUMUN GİZLİ NOT DEFTERİNİ ELE GEÇİRDİM! (VOL:6)

Suyun dibindeki taşların parlaklığı gökyüzüne yansımıyor. Bir akvaryumda yaşayan balıklar gibiyiz bu yüzden. Suratımızda zoraki bir gülümseme ile kulaç atıyoruz hayatın biteceği güne... Artık ben de pek iyi değilim aslında. Çünkü yalandan gülemez, hayata kulaç atamaz oldum.
Her neyse... 
Bu not defterinde benim sorunlarımın işi yok! AmaçsızÇocukTtribi artık günde iki sefer olmak üzere antidepresan kullanmaya başladı. Ben bu yeni durumun etkilerini düşünedurayım, kapı yavaşça tıklatıldı ve içeriye elinde ufacık bir kız çocuğu ile Amaçsız girdi...

+ Bonjour matmazel!
- Amaçsız? Hoş geldin ama kim bu tatlı şey?
+ Öldü zannettiğim çocukluğumu buldum doktor! Bizim bakkala içinde Ay Savaşçıları'nın çıkartmaları olan sakızlardan almaya gitmiş meğer. Tabii artık üretilmediğini anlatamadım kendisine! Her neyse, hadi tanışıp karşılıklı memnun olun bakalım!
- Amaçsızcığım ama biliyorsun ki...
+ Sus doktor! Sus bozma hayallerimi! Öldü zannetmiştim onu anlıyor musun? Meğer yıllardır komadaymış! Meğer öldü diye el birliğiyle gömdüğünüz çocukluğum yaşıyormuş! 

Böyle bir şey gerçek olamazdı. Biz hala ayakta tartışırken birden ilk kez gerçekten ufaklığa baktım... Dalgalı saçlar, ama öyle dalgalı ki fırtınaya tutulmuş deniz gibi. Pembe beyaz bir ten. Her an bir suç işleyecekmiş gibi parıldayan yaramaz bakışlarla çerçevelenmiş gözler... Üzerinde kırmızı kadifeden bir bahçıvan pantolonu var. Cepleri eriklerle dolu (ekim ayında?). Sonra gözlerim Amaçsız'a kaydı tekrardan. Bu gerçek olamazdı, olmamalıydı! Dengemi kaybettiğimi hissetmeye başladım...

- Amaçsız oturalım mı istersen? 
+ Oturmayalım doktor. Biz çok kalmayacağız zira. Sadece benimkine söyleyecek birkaç çift lafım var...

Cümlesini bitirir bitirmez ufaklığa doğru diz çöktü ve tatlılıkla anlatmaya başladı...

''Babaannen senin kollarında ölecek sevgili minik. Bu öyle bir şey olacak ki, babaannen için gelmiş olan Azrail'in hissetmeye yarayan yerlerini de yanında götürdüğünü hissedeceksin. Ağlamayacaksın. O ölürken sen sadece izleyeceksin. Solan tenine bakarak ona ne kadar güzel olduğunu ve onu ne kadar çok sevmiş olduğunu fısıldayacaksın. O gittiğinde önce kardeşini okula bırakacak, sonra eve geri dönüp babana ve annene haber vereceksin. Herkes ağlayacak ama sen hiç ağlamayacaksın. Çünkü sen asıl ağlanması gereken yerde ağlamayı hiçbir zaman bilemedin. Asıl hissetmen gereken şeyleri hiçbir zaman hissedemedin...

Hayat bu kadar kötü ve anlamsız olmamalıydı küçüğüm. Gözlerindeki yaramaz parıltılardan öperim... Çok özlemişim seni. Uçmasın diye bileğine bağladığın balonlar gibi, dudaklarına bulaşan çileğin tadı gibi güzel kalsaydı keşke her şey. Ama kalmıyor işte. Görmelisin. Gelecekte ne olacağını bilmelisin. Bu yüzden beni yalnız bırakmamalısın. Yoksa dayanamayacağım. Yoksa sabah akşam içtiğim ilaçların tesiriyle kendim olmaktan çıkacağım...''

+ Doktor, al bu ilaçları! İçmeyeceğim hiç birini!